Kitaplog nedir?

Terry Pratchett – The Last Continent

Posted by kitaplog

 

Rahim ÇETİNEL

 

Uzun süredir kendini bize unutturan, en korkak, en hızlı kaçan anti kahramanımız Rincewind tekrar karşımızda! Üstelik Görünmeyen Üniversite’nin büyücüleriyle birlikte ve Avustralya’da!!!

Bundan güzel konu olabilir mi diye merak ediyor insan. Elbette Avustrulya derken Diskdünya’nın XXX olarak tanımlanmış kayıp kıtasından bahsetmekteyim. Bir önceki macerasının sonunda büyüyle Ankh Morpork’a getirilmeye çalışırken kaybolan Rincewind’i aslında bir orangutan olan Kütüphaneci’nin hastalanması yüzünden bulmak Archchancellor Ridcully ve her zamanki Fakülte üyelerine düşer. Fakülte üyelerinden de bahsetmek gerekir: Her zaman somurkan Dean, başka bir dünyada yaşayan the Bursar, çapkın olarak adlandırabileceğimiz Senior Wrangler, Fakültenin en genç üyesi Ponder Stibbons, Chair of Indefinite Studies.

 

Öncelikle binlerce yıl geçmişe gitmeyi başaran Fakülte üyelerimiz, bununla kalmıyor, bir büyücünün her daim yapatığı gibi herşeye burunlarını sokmayı ve ortalığı karıştırmayı ve binlerce yıl sonrasında XXX’de hayatını sürdürmeye çalışan Rincewind’in hayatını tamamen zorlaştırmayı da başarıyorlar.

Bütün sorunlarla boğuşmak, kendini öldürmeye çalışanlardan her daim kaçmak, her şekle giren konuşan bir Kanguru ile uğraşmak ise Rincewind’e ve zor durumlarda sürekli yanında olan Luggage’a düşüyor.

İnsanı rahatlıkla güldüren bir başka Prathchett romanı daha.

.

Terry Pratchett – Jingo

Posted by kitaplog

 

Rahim ÇETİNEL

 

Ankh Morpork ve Klatch arasında ortaya çıkan bir adacık nelere sebep olur sorusuna cevap arayan Diskworld romanı Jingo aynı zamanda bize Commander Sam Vimes’ı daha yakından tanıma şansını da veriyor.

Bu sefer romanda ön planda olanlar sürekli savaş isteyen zeka açısından çöldeki bir troll civarında dolaşan soylular ve onlara karşı her zaman gerçekçi olan Sam Vimes. Tabii yanında devasa troll Çavuş Detritus ve takımın diğerleriyle birlikte. Diğerleri derken her daim herkesi etkileyen harika insan (aslında 2 metre olmasına rağmen bir dwarf olan) Yüzbaşı Carrot, kız arkadaşı kurtkadın Angua, bir adet zombie, bir adet aynı zamanda Omnian misyoner olan ve herkesi doğru yola davet eden (elbette boş zamanında) Redshoe da var.

Şehir Muhafızları’ndan (City Watch) bahsedip de Çavuş Colon ve Onbaşı Nobby Nobbs’u unutmak asla olmaz tabi. Onlar da bütün olayların içinde yer almayı her zamanki gibi başarıyorlar.

Savaşların ne kadar aptalca olduğundan, yabancı bir ülkeye yerleşmiş göçmenlerin sorunlarından (burada Prathcett Londra’ya yerleşmiş Hint/Arap kökenlilerden örnekleyerek güzel tespitlerde bulunuyor) ve Ankh Morpork ve Diskdünya’dan hem ironik hem de çok akılcı bir şekilde bahseden bir başka Diskdünya romanı ile karşı karşıyayız. Çok güzel bir başka Pratchett romanı daha.

.

Terry Pratchett – Feet of Clay

Posted by kitaplog

 

Rahim ÇETİNEL

 

Kimin aklına gelir ki Ankh Morpork’un gerçek yöneticisi Lord Vetinari’yi zehirlemek?
Üstelik de şehirde kimliği belirsiz cinayetler işlenmeye başlamışken!

Diskdünya’nın benim açımdan en ilginç karakterlerinin bulunduğu Ankh Morpork Şehir Muhafızları’nın başından oldukça eğlenceli bir macera ile Terry Pratchett’in ve bizim gezilerimiz devam ediyor. Bir yandan Şehir Muhafızları’ndaki gelişme ve büyümeye şahit oluyoruz romanda, diğer yandan bir dürüstlük ve mükemmellik abidesi Yüzbaşı Carrot ve aslında bir kurtkadın (werewolf) olan Angua’nın ilişkilerini inceleme fırsatı buluyoruz. Bu romanda Commander Vimes’ın henüz çocuğu yok, Carrot daha yüzbaşı olmamış ve Vimes’ın emekli edilmesi romanda henüz gündemde.

Yeni katılan karakterleriyle, kendini geliştirmeye başlayan Detrius’la ve golemlerin iç dünyasına yapılan yolculuğuyla oldukça güzel bir başka Pratchett kitabı daha.

Terry Pratchett – Hogfather

Posted by kitaplog

Rahim ÇETİNEL

 

Terry Pratchett seslikitapalarına (audiobook) devam ediyoruz. Sırada Noel Baba’nın Diskdünya’daki cisimleşmiş hali Hogsfather’ın maceraları bulunuyor.

Maceramız bu sefer güzel! şehir Ankh Morpork’da geçiyor çoğunlukta. Başrolde ise eksantrik karakterimiz Death ve Soul Music ve Mort kitaplarından hatırlayacağımız Death’in torunu Susan bulunuyor.

İnsanları her daim ilginç bulan, birşeyi yaptı mı tam yapan olarak tanıdığımız karakterimiz Death bu sefer de Hogsfather kılığına girmek gibi bir girişimde bulunuyor. Her zaman yanında olan yardımcısı/hizmetçisi Albert, Katiller Loncasından çok şaşırtıcı bir katil ve varolmalarının amacının herşeyi dürtmek, bolca yemek yemek ve kimseyi umursamamak olduğuna inanan Görünmez Üniversite akademik kadrosu da kitapta oldukça yer kaplıyor.

Diskdünya’nın ilk bilgisayarı Hex, 22 yaşında üniversite fakültesinin en genç üyesi Ponder Stibbons da çeşni olarak yer alıyor kitapta.

Olaylar geliştikçe Pratchett bir yandan bolca güldürürken diğer yandan da ne kadar iyi bir yazar olduğunu bize gösteriyor tekrar.

Pratchett okuyanların kaçırmaması gereken bir kitap (bunu bütün kitapları için söylüyorum gerçi).

Tayfun Pirselimoğlu – Çöl Masalları

Posted by kitaplog

 

Mustafa ÇETİNEL

Merhabalar Yeniden,

Uzun süredir buraya bisey yazamadigimin farkindayim ama inanin isler tahmin edemeyeceginiz kadar mesgul tutuyor beni… Neyse, gecen hafta bitirdigim bu ilginc kitabi anlatmaya baslayayim hemen.

Tayfun Pirselimoglu’na ait okudugum ikinci kitap olan Cöl Masallari, gercekten icerigiyle beni sasirmayi basarmis bir eser. Yazarin ilk eserinden almis oldugum izlenim, ve kitabin isminden kazandigim yan etki ile, bu kitabi kötü bir önseziye sahipken okumaya basladim. Diger eseri olan “Sehrin Kuleleri”ne göre cok daha etkileyici bir eser ortaya cikarmis olan Sayin Pirselimoglu’nu buradan tebrik etmem gerekir.

Kitabi dili ve anlatimi tamamen Sehrin Kuleleri ile ayni yapiya sahip. Bu da zaten kitabin ayni yazarin elinden cikma oldugunu gösteriyor.

Kitabin konusuna gelince; dünyanin belirli yerlerinde bir baska boyuta acilan bir kapidan gecen birisinin anilarini iceriyor bu kitap. Kapinin acildigi dünya bir cöl dünyasi. Cölde dogup büyüyenler ve oraya sonradan gelenler seklinde ufak bir ayrimi belirten kitap, bu dünyaya sonradan gelen kisinin anilarini anlatirken, onun tanistigi kisilerin hikayelerini de dinleme firsati yakaliyorsunuz. Hikaye icinde hikaye okumak olarak tanimlayacagim bu kitap, yapi olarak bana Orkun Ucar’in Kizil Vaiz isimli eserini hatirlatti. Yalniz en büyük fark olarak, burada anlatilan hikayeler, kisilerin yazdigi degil, kitaba göre, kisilerin kendi baslarindan gecen hikayeler.

Her biri birbirinden etkileyici olan bu hikayelerde beni en cok etkileyen kitabin sonundaki hikaye oldu ki, onda da hikaye icinde hikaye, onun icinde hikaye …. seklinde 4 – 5 katmana kadar gidecek bir hikayeyle noktalamis yazar (hikayenin ortasinda bir iki dakika ara verip kacirdigim ipin ucunu tekrar yakaladim).

Okunmasi zorunlu bir kitap oldugunu söyleyemem ama eger Kizil Vaiz’i begendiyseniz, bu kitabi da seveceksiniz demektir…

Iyi okumalar…

.

Dan Brown – Kayıp Sembol

Posted by kitaplog

 

Özden YAVUZ

Kayıp Sembol, Dan Brown’un, yıllarca, büyük bir merak ve heyecanla çıkması beklenen son kitabı. 6 yıllık bir çalışmanın ürünüymüş. Baştan, kitabı hiç beğenmediğim belirtmek isterim. Bence bu 6 yılı, 5 yıl 11 ay bilgi toplayıp, son bir ayda yazıvererek geçirmiş Dan Brown. Sanki biran önce basılıp daha fazla para kazanmak ve sonra filmi, kitaptan elde edilecek hasılat tamamlandıktan sonra çekilerek, en kısa zamanda daha daha fazla para kazanılabilsin diye senaryo taslağı gibi yazılıp, aceleye getirilmiş bir kitap bana göre. Değişik birşey yok. Diğer kitaplarındaki şablonları kullanmış. Kahraman yine Langdon. Bu sefer Washington’da geçiyor. 12 saati anlatan bir macera. Ve yine kitabın sonunda bozgun yaşanıyor. Elle tutulur bir son yok. Onca sayfayı okuyup, hem de sıkılarak okuyup, sonunda hüsranla karşılaşıyorsunuz. Bunu için miydi bütün bunlar diyorsunuz. Seçici bir okursanız, tamamiyle zaman kaybı olacağını rahatlıkla söyleyebilirim.  

Kitap 528 sayfa. Aslında 300-350 sayfayla sınırlasaydı, daha okunabilir bir kitap olabilirdi. Fazlasıyla uzatmış. Heyecan yaratmak için zorlamış, zorlamış, zorlamış, sadece sıkıntı yaratmış. Fazlaca hıristiyanlığa övgü var. Dan brown’un doğru yolu bularak, dine döndüğü ve bu kitapla kiliseden özür dilediği söylentiler arasında.  

Simgebilim profesörü Robert Langdon, yakın arkadaşı Peter Solomon’un sekreteri tarafından kongre binasında konferans vermek üzere Washington’a çağrılır. Binaya gelip de böyle bir konferans olmadığını öğrenince kandırıldığını farkeder. Binada Solomon’un kesik elini gördüğünde garip olayların ortasında olduğunu anlar. CIA’in anında duruma müdahalesiyle, olaylar gelişmeye başlar. Peter Solomon ona bir tılsım emanet etmiştir. Peter Solomon’u kaçıran hayalperest bir kaçık onu kandırarak kongre binasına getirmiştir. Bu kesik elin taşıdığı mesajları kullanarak bir odadaki gizemli bir kapıyı açması beklenmektedir. CIA Başkanı Sato ulusal güvenlik meselesine takmıştır. Herkes Langdon’un çantasındaki, masonların büyük sırrını taşıyan piramitin peşindedir. Peter Solomon’un kız kardeşi de bir dolu badire atlattıktan sonra, bir dolu badire atlatan Langdon’a katılır. İkisi bir dolu badire atlatarak, şifreler çözerek, sembolleri bularak, hatta hatta ölüp dirilerek, Peter Solomon’un hayatını kurtarmaya çalışırlar.

Bir de türkleri kızdıran, bir türk cezaevi ve rüşvetçi müdürü geçiyor kitapta. Mahkumlar hapishanede dayak yiyor, çok zor koşullarda yaşıyorlar. Hiçbir ülkede cezaevleri güllük gülistanlık yaşanan yerler değildir. Hele amerikan hapishaneleri zaten biliniyor. Bunlar her ülkede yaşanıyor. Ancak kitapta kötü adam (ki bence en iyi karakterdi kitapta. Keşke daha iyi işlenebilseydi) Malakh, kartal soğanlık f tipi cezaevinde cehennem yaşadıktan sonra kaçıp, büyük servetiyle yunanistana yerleşiyor ve orada cennet gibi bir yaşam sürüyor. Ben buna takıldım. Dan Brown kötü Türkiye iyi yunanitan propagandasından bile medet ummuş.  Masonluk, hıristiyanlık, ezoterik, noetik, biraz bilimsel konular, sırlar, şifreler, cehennem Türkiye, ardından cennet Yunanistan, iPhone, ulusal güvenlik, laboratuvar deneyleri … insanların ilgisini çekebilecek ne varsa geçiyor kitapta.

Sonuç olarak, yeni birşey yok. Tüm dünyayı değiştirecek sembol, kitabın en sonunda ortaya çıktığında hayal kırıklığı yaratıyor. Fazlasıyla yüzeysel bir kitap olmuş. Okunacak binlerce kitap varken, Kayıp Sembolle vakit harcamaye değmez.

İskender Pala – Katre-i Matem

Posted by kitaplog

 

MUSTAFA ÇETİNEL

Merhabalar yeniden herkese,
Sizlere bugün daha henüz dün bitirmis oldugum cok güzel bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Cogunuzun okumus oldugunu, digerlerinin ise okumayi planladigini düsünüyorum. Cok fazla reklami yapilmasa da (TR’da yasamadigim icin kesin olarak bisey söyleyemem gerci) herkes tarafindan duyulmus olan bu kitabi aralik ortasinda aldim ve 23 aralik gecesi okumaya basladim.
Kitabin yazari olan Iskender Pala’ya ait su ana kadar okumus oldugum ücüncü kitap bu. Her üc kitabin da ortak olan özelligi Osmanli Tarihinde bir döneme isaret etmesidir. Bu seferki kitabinda, yani Katre-i Matem isimli eserinde, yazarimiz Lale Devri’ni bitiren, tarih kitaplarinda cok önemli bir yer kazanan Patrona Halil Isyaninin hazirlanis döneminde geciyor.

Kitabin kendi icinde bir nevi önsözü olusturan kisimda, kitap söyle aciklaniyor : 66 soruda cinayet. Her bir soru bir bölüm olarak islenmis olan kitap yaklasik olarak 400 sayfa. Kitaptaki en etkili sey ise, laleler, ki ayni zamanda Katre-i Matem’de bir lalenin adi. Eski Türkce’deki bu sözün zamanimiz Türkce’sindeki karsiligi : Matem Damlasi.
Kitapta, Kara Sahin isimli bir kisinin yer aldigi bir cinayetin, ne kadar derin islere bulasmasini sagladigini, ve bu olaydan ötürü hayatinin tamamen degismis olmasini anlatiyor.
Bu kitabi kesinlikle okunmasi gerekenler listesine eklemenizi,  ve yazar Iskender Pala’ya ait diger kitaplari da buraya eklemenizi tabvisye ederim…
Iyi okumalar hepinize.

Terry Pratchett – Maskerade

Posted by kitaplog

 

RAHİM ÇETİNEL

Diskdünya’nın en ünlü ve kendilerince sevimli cadıları Havemumu Nine (Granny Weatherwax) ve Ogg Anne (Nanny Ogg) Lancra’dan Ankh Morpork’a gitmeye karar veriyorlar. Kararı vermelerindeki temel sebep, Lancra’nın en tombul, aynı zamanda en güzel karakterli kızlarından birisi olan Agnus Knit’i ziyaret etmek.

maskerade

Bütün dünyayı kendilerinin gören ve herkesin işine karışmayı görev olarak kabul eden iki cadı, kocaman bir opera binası ve “Operadaki Hayalet (Phantom of the Opera)”in Diskdünya yorumu bu kitapta içiçe giriyor, birbirine karışıyor ve ortaya harika bir Pratchett romanı daha çıkıyor. İçinde neler var romanın diye sorarsanız kısaca listelemeye çalışayım: Kim olduğu bilinmeyen Operanın Hayaleti, kimliği belirsiz bir katil, kimliği belirsiz (aslında hırsızlığı da belirsiz) bir hırsız, güzeller güzeli opera starı, bolca gizem ve stress ve opera!

Terry Pratchett – Soul Music

Posted by kitaplog

 

RAHİM ÇETİNEL

Diskdünya’nın en ilginç ve aynı zamanda benim en sevdiğim karakterlerinden DEATH kendini anlamak ve hatırladıklarını unutabilmek için görevlerini ihmal edip bir yolculuğa çıkmaya karar verince Evren de onun görevini torununa verir.

soul-music

 

Diğer yandan Diskdünya gibi gerçekliğin oldukça zayıf, büyününse bol ve güçlü olduğu bir yerde bir şekilde rock müzik veya Diskdünya adıyla “İçinde taşlar olan müzik (Music with Rocks in)” ortaya çıkmaya başlarsa ne olur diye düşünen Terry Pratchett bu soruların cevabını bize bu harika kitabında veriyor. Bir troll, bir dwarf ve aslında arp çalan Diskdünya’nın uzak yerlerinden Ankh Morpork’a gelmiş bir gitaristten kurulu grubumuz önce rock music akımını başlatmayı sonra da ortalığı oldukça karıştırmayı başarıyorlar.

 

.

Terry Pratchett – Interesting Times

Posted by kitaplog

 

RAHİM ÇETİNEL

Interesting Times veya çevrildiğinda muhtemelen alacağı isimle “Garip Zamanlar” bir başka Diskdünya romanı. Bu sefer kahramanımız, tüm zamanların en antikahramı olmayı başarmış, büyücü Rincewind. Büyücü derken diğer büyücülerle karıştırmamak gerek: Rincewind öcelikli olarak hiç büyü yapamayan, Görünmez Üniversitedeki bütün derslerinden kalmayı başarmış, kafasına taktığı büyücü şapkasında bile yanlış hecelenmiş bile olsa “Büyyücü” yazan, dert ve sorunların peşini hiç bırakmadığı bir karakter.

 

 

Daha önce, Diskdünya’nın ilk turisti olan İki Çiçek ile 140′dan fazla beladan (kaçırılma, ölümden dönme, şeytanlarla, iblislerle kavgalar, Diskdünya’nın kenarından düşmek, ejderha sırtından düşmek, vesaire vesaire vesaire…) sağ kurtulmayı başarmış olan Rincewind, bu sefer Diskdünya’nın diğer ucundaki İki Çiçek’in ülkesi Altın Krallık’a gönderiliyor. Altın Krallık’ın Çin ve Japon karışımı bir Diskdünya ülkesi olduğunu hemen ekleyelim burada.

 

interesting-times

Diğer yandan romandaki diğer kahraman ise, Diskdünya’nın en ünlü ve en tecrübeli, aynı zamanda en yaşlılarından birisi olan kahramanı Barbar Cohen. Cohen ve 6 arkadaşı da aynı kıtadalar. Toplam yaşları 500′ü geçen Diskdünya’nın görmüş olduğu en güçlü savaşçı topluluğun (isimleri Gümüş Topluluk) amacı da Altın Krallık’tan çok önemli birşeyi çalmak.

 

İçinde bolca entrikanın, harika karakterlerin ve müthiş bir öykünün olduğu bir kitap bu.