Khaled Hosseini – The Kite Runner

Posted by Rahim ÇETİNEL

RIDVAN KILIÇ

 

 

Uzun zamandır hiçbir kitabı bu kadar severek okumamıştım. Okudukça hüzünlenmiş, hatta kimi zaman gözlerimin dolmasına rağmen, bir taraftan da kitap bitmesin diye ummaya devam etmiştim. Ve tadı hala damağımda.
Kurtarma sürecinde, babasının yaptığı gibi Sohrab tarafından kurtarılan olur Emir yine. Afganistan’dan Pakistan’a, daha sonra da ABD’ye götürür Sohrab’ı ve çocukla bağ kurmaya çalışırlar.
Kitabın kısa bir özeti bu, benim cümlelerimle çok da kitabın havasını yansıtamıyor haliyle.
Dostluk, ihanet, baba-oğul ilişkileri, gerçek, yalan, sadakat, sevgi gibi kavramları iki çocuğun gelişen yaşamlarında, arka planda ise Afganistan’ın monarşiden cumhuriyete geçmesini, daha sonra da Rus ve Taliban mezalimine maruz kalmasını, işleyen çok dokunaklı bir kitap.
Ayrıyeten, insanın elinden bırakması zor olan kitaplardan. Çok yoğun bir hüzün hakim kitaba, sürekli iyi bir şeylerin olmasını ümit ederek geçiriyor insan, ama hayatın acımasızlığı her seferinde galip geliyor. Kendi hayatım boyunca, özellikle çoçukluğumda, ve hali hazırdaki arkadaşlıklarımda yaptığım ve hesaplaşmadan kalan haksızlıklarımı düşünmeme neden oldu ayrıca. Emir’in ödlekliği, insanı sinir etmekle beraber, ben olsaydım ne yapardım, nasıl yapardım kalıplarını daha gerçekçi bir şekilde düşünmeye zorluyor. Herkesin okuması gereken kitap derler ya, işte o kitap bu kitap :)
.

 Uzun zamandır hiçbir kitabı bu kadar severek okumamıştım. Okudukça hüzünlenmiş, hatta kimi zaman gözlerimin dolmasına rağmen, bir taraftan da kitap bitmesin diye ummaya devam etmiştim. Ve tadı hala damağımda.

kiterunner2

Amerika’da doktorluk yapan, Afganistan asıllı bir yazar Khaled Hosseini. Hikaye ise dostluk üzerine. Esas oğlan Emir, zengin, otoriter ve karizmatik bir babanın oğlu. Ama babasının hayallerindeki erkek evlat değil. Emir’in sürekli zamanını geçirdiği, hizmetçilerinin oğlu Hasan ise, babasının kriterlerine daha çok uyan bir çocuk. Emir’in başını dertlerden kurtaran, Assaf gibi sosyopat çocuklardan koruyan, onun için herhangi bir fedakarlıklardan kaçınmayan, Hazara azınlığından bir çocuk Hasan. Babasının tavırları yüzünden Emir kimi zaman Hasan’ı kıskanmaktan geri durmuyor. Yaşıtlarının aksine okumayı ve yazmayı seven Emir’e, babasının en yakın arkadaşı Rahim Han destek oluyor ve onu yüreklendiriyor. Zaman zaman Emir’in yaşam tarzından, korkaklığından,  pasifliğinden dem vuran babasına “Çocuklar boyama kitabı değildir, onları en sevdiğin renge boyayamazsın” diyor.

Şu an bize gösterilen Afganistan görüntüsünden çok farklı bir görüntü içerisinde günlerini geçiriyor bu iki çocuk. Kıştan yaza geçiş dönemlerinde uçurtma yarışmaları düzenleniyor  o zamanki Kabil’de. Bu yarışmalarda düşen uçurtmaları yakalamaya çalışan çocuklara Uçurtma Avcısı deniliyor, ve Hasan bu işin en iyisi. Hasan’ın Emir’e duyduğu sevgi ve sadakat ise insanı duygulandıran cinsten. Emir’in kazandığı turnuvada en değerli uçurtmayı onun için getirmek için koşturmaya başlarken şu sözleri kullanıyor Hasan: “Senin için bin tane bile getiririm”. Assaf ve tayfasının bir saldırısına mazur kalıyor Hasan, ve bu olay iki çocuğun da hayatını tamamen değiştiriyor. Hasan duygusal bir travmaya giriyor, ve Emir de hayatının geri kalanı boyunca sürecek bir vicdan azabına. Emir bu yükü ve sırrı kaldıramadığı için yaptığı bir takım planlarla Hasan ve babasının evden ayrılmasına sebep oluyor.

kiterunner3

Sovyet işgali başlıyor ilerleyen günlerde, Emir ve babası da Afganistan’dan Pakistan’a, sonra da ABD’ye göçüyorlar. Orada yeni bir hayat kurmaya başlıyorlar, eski zengin ve gösterişli günlerden çok farklı yeni bir hayat. Emir, yazarlık hayallerini gerçekleştirmeye başlıyor, ve Süreyya isimli Afgan bir kızla evleniyor. Babası ile olan ilişkilerini kısmen düzeltebiliyor. Kitabı basılıyor, babası ölüyor, hayat devam ediyor. Bir telefon geliyor Pakistan’daki Rahim Han’dan:  “Yeniden iyi biri olmak mümkün…

Pakistan’a gidip Rahim Han’dan Hasan’ın ve ailesinin Taliban tarafından katledildiğini, oğlunun ise bir yetimhanede olduğunu öğreniyor. Rahim Han, Hasan’ın aslında kardeşi olduğunu söylediğinde, bütün hayatının bir yalandan ibaret olduğunu düşünmeye başlıyor, ve yiğeni Sohrab’ı kurtarmak için Afganistan’a gidiyor bir cesaretle.  Ülkesinin tamamen çorak, fakir ve sefil, yıkık ve harap görüntüsü ona kendini kendi ülkesinde bir turist gibi hissetmesine sebep oluyor. Kendisini Afganistan’a götüren Ferit isimli adam ise “Sen zaten herzaman turisttin, yalnızca bundan haberin yoktu” der.

Kurtarma sürecinde, babasının yaptığı gibi Sohrab tarafından kurtarılan oluyor Emir bu sefer. Afganistan’dan Pakistan’a, daha sonra da ABD’ye götürüyor  Sohrab’ı ve çocukla bağ kurmaya çalışıyorlar Süreyya ile birlikte.

kiterunner1

Kitabın kısa bir özeti bu, benim cümlelerimle çok da kitabın havasını yansıtamıyor haliyle.

Dostluk, ihanet, baba-oğul ilişkileri, gerçek, yalan, sadakat, sevgi gibi kavramları iki çocuğun gelişen yaşamlarında, arka planda ise Afganistan’ın monarşiden cumhuriyete geçmesini, daha sonra da Rus ve Taliban mezalimine maruz kalmasını, işleyen çok dokunaklı bir kitap.

Ayrıyeten, insanın elinden bırakması zor olan kitaplardan. Çok yoğun bir hüzün hakim kitaba, sürekli iyi bir şeylerin olmasını ümit ederek geçiriyor insan, ama hayatın acımasızlığı her seferinde galip geliyor. Kendi hayatım boyunca, özellikle çoçukluğumda, ve hali hazırdaki arkadaşlıklarımda yaptığım ve hesaplaşmadan kalan haksızlıklarımı düşünmeme neden oldu ayrıca. Emir’in ödlekliği, insanı sinir etmekle beraber, ben olsaydım ne yapardım, nasıl yapardım kalıplarını daha gerçekçi bir şekilde düşünmeye zorluyor. Herkesin okuması gereken kitap derler ya, işte o kitap bu kitap :)


dip not: Bu yazı ile kitaplog dalya demiş ve yüzüncü yazısına ulaşmış oldu.

Neil Gaiman – Anansi Boys

Posted by Rahim ÇETİNEL

 

Neil Gaiman – Anansi Boys
It is difficult to give up on writing about Neil Gaiman’s books. This is also another of his books probably the second one I have read: Anansi Boys.  I also realize that I have yet to write about this books in Turkish, well I will do it in later time.
Anansi Boys are also about old gods but not in a way that Gaiman’s book “American Gods” does. It’s mostly about Charles Nancy who is actually named by his father as “Fat Charlie” and his father being a god the name sticks. He complains about it all his life and most in the book and it is kind of funny considering that he is not fat at all.
In a way Fat Charlie (opps it sticks to my writing as well) same as Shadow of American Gods; they both are clueless about what’s really going on around them (in reference to the story of the book). He also has a brother who is completely different and opposite of him, Spider. Fat Charlie being a shy, less talkative and normal person learns about his father’s death and goes back to America (because he lives in England) to take care about the things that are need to be done about the funeral. On the other hand, the outgoing, cool brother Spider decides to live with Charlie and the fun starts. I also should add that (even I recognised it much later) the book’s heroes (the Anansi Boys) are actually black people (or maybe I should say African-American to be more politically correct) and Gaiman does not mention it in the book not even once but you understand it anyway.
The book is cool. When you think about it all of Gaiman’s books are cool, so this one is no different and me mentioning it is kind of lame. But his way of telling the story, his perceptions about normal people that live normal lives and the smart way he puts them into his books including this one is amazing. As a reader you start to realize this as soon as the book starts and you can always get the feeling that this might actually be true even you know that it is a fiction and a production of of a great mind. I believe this is also one of the reasons that I like most about Neil Gaiman and his work. He can easily convice you with his words and/or his drawings (he is also the creator of infamous Sandman series) and he does it so good.
.

 

It is difficult to give up on writing about Neil Gaiman’s books. This is also another of his books probably the second one I have read: Anansi Boys.  I also realize that I have yet to write about this books in Turkish, well I will do it in later time.

anansiboys3

Anansi Boys are also about old gods but not in a way that Gaiman’s book “American Gods” does. It’s mostly about Charles Nancy who is actually named by his father as “Fat Charlie” and his father being a god the name sticks. He complains about it all his life and most in the book and it is kind of funny considering that he is not fat at all.

anansiboys2

In a way Fat Charlie (opps it sticks to my writing as well) same as Shadow of American Gods; they both are clueless about what’s really going on around them (in reference to the story of the book). He also has a brother who is completely different and opposite of him, Spider. Fat Charlie being a shy, less talkative and normal person learns about his father’s death and goes back to America (because he lives in England) to take care about the things that are need to be done about the funeral. On the other hand, the outgoing, cool brother Spider decides to live with Charlie and the fun starts. I also should add that (even I recognised it much later) the book’s heroes (the Anansi Boys) are actually black people (or maybe I should say African-American to be more politically correct) and Gaiman does not mention it in the book not even once but you understand it anyway.

anasiboys1

The book is cool. When you think about it all of Gaiman’s books are cool, so this one is no different and me mentioning it is kind of lame. But his way of telling the story, his perceptions about normal people that live normal lives and the smart way he puts them into his books including this one is amazing. As a reader you start to realize this as soon as the book starts and you can always get the feeling that this might actually be true even you know that it is a fiction and a production of of a great mind. I believe this is also one of the reasons that I like most about Neil Gaiman and his work. He can easily convice you with his words and/or his drawings (he is also the creator of infamous Sandman series) and he does it so good.

 

.

Neil Gaiman – American Gods

Posted by Rahim ÇETİNEL

After writing some articles about books in Turkish language I have decided also to write in English. Mostly I am a lazy person and sometimes I think that right now in these days my writing skills in English is not as what it used to be, so probably some couple of book articles would be quite lame including this one. I will try anyway…

When I started writing to kitaplog.net it was in Turkish and its because Turkish is my native language. I am also aware that a book site does not get much (even small) attention from Turkish book readers and the reason for that is mainly there are not many people who actually read in Turkey. I think that having a small number of visitors also gives me a chance to write the way I like. This articles may even help me to keep my English writing skills to get rustier than ever. On the other hand when I thought about which book I should write about Neil Gaiman was the first author that I came up. Maybe its because I like his books a lot or maybe his “writing” is so good I don’t know. Then, I decided to write about a book that I haven’t written in the site before, so here is the American Gods.
The book is about both mythologycal creatures (Gods, genies and so) and modern life creatures (Internet, media, mass transportation). Gaiman, I believe takes into consideration that the gods are live on the belief of their believer and as America being the new world; the old Gods who came to America with their believers when they came to America as immigrants and such. In the time between the first days of new America and today those old gods loose power since their believers are lost and new gods starts to emerge taking powers from the believers of Internet, Media, Pop music. In the foreground a guy named Shadow plays quite a crucial role being the bodyguard of a strange person who calls himself as Mr. Wednesday. Of all the book, Shadow is the most clueless person find out a completely hidden and new world that actually has gods, goblins, witches and everything that is expected to be only in bed time stories. He even dies and come back from death, still being mostly the clueless guy who starts to understand things in kind of a slow way.
I would not continue about how the story reveals itself. Its for us readers job to read a good book, enjoy it, dream about what the book tells. But I should say that this was the first book of Gaiman’s I have read and it had quite an effect on me. If you ask me Gaiman is a genius about almost anything that an author should have: Imagination (which he has quite a lot and more), his way with words (his sentences themselves are quite the beauty), the fiction of the events in the book (he is mostly the most unexpected in all his works) and also the sincerity you can find in his books. When all gets together it is not easy not to admire him.
If you haven’t had a Neil Gaiman book until now, I strongly recommend you to have one.

americangods2

When I started this site, it was in Turkish and that’s because Turkish is my native language. I am also aware that a book site does not get much (even small) attention from anyone, anywhere. It’s more likely people would want to watch the movie instead of reading. It doesn’t matter that much anyway. I think having a small number of visitors also gives me a chance to write the way I like (not trying to be unrespectful here I must add). This articles may even help me to prevent my English writing skills to get rustier even more.

 

When I thought about which book I should write about, “Neil Gaiman” was the first author that came up to my mind. Maybe its because I like his books a lot or maybe his “writing” is so good I don’t know. Then, I decided to write about a book that I haven’t written in the site before, so here is the American Gods.

americangods1

The book is about both mythologycal creatures (Gods, genies and so) and modern life creatures (Internet, media, mass transportation). Gaiman, I believe takes into consideration that the gods are live on the belief of their believer and as America being the new world; the old Gods who came to America with their believers when they came to America as immigrants and such. In the time between the first days of new America and today those old gods loose power since their believers are lost and new gods starts to emerge taking powers from the believers of Internet, Media, Pop music. In the foreground a guy named Shadow plays quite a crucial role being the bodyguard of a strange person who calls himself as Mr. Wednesday. Of all the book, Shadow is the most clueless person find out a completely hidden and new world that actually has gods, goblins, witches and everything that is expected to be only in bed time stories. He even dies and come back from death, still being mostly the clueless guy who starts to understand things in kind of a slow way.

 

I would not continue about how the story reveals itself. Its for us readers job to read a good book, enjoy it, dream about what the book tells. But I should say that this was the first book of Gaiman’s I have read and it had quite an effect on me. If you ask me Gaiman is a genius about almost anything that an author should have: Imagination (which he has quite a lot and more), his way with words (his sentences themselves are quite the beauty), the fiction of the events in the book (he is mostly the most unexpected in all his works) and also the sincerity you can find in his books. When all gets together it is not easy not to admire him.

 

If you haven’t had a Neil Gaiman book until now, I strongly recommend you to have one.Neil Gaiman – American Gods

 

.

Suzanne Collins – The Hunger Games

Posted by Rahim ÇETİNEL

 

Suzanne Collins – The Hunger Games
Birkaç ay önce aldığım fakat ancak sıra gelmiş olan ve Frankfurt’a gitmişken yanıma aldığım bir kitapla devam etmek istiyorum. Kitabın önsözünde mitoloji okurken öğrendiği ve etkilendiği birşey üzerine yazmaya karar verdiği kitabından söz ediyor Collins. Kitap bizde de bulunuyor ve “Açlık Oyunları” olarak çevrilmiş.
Kitap belirsiz bir gelecekteki Amerika’dan bahsediyor. Capitol dedikleri bir başkent ve bu başkente bağlı 12 küçük ve orta büyüklükte şehir ve bu şehirlerin arasında en kötülerden birisi olan, kömür madenciliğinin ön planda olduğu 12. şehirden (başka bir ismi yok) Katniss isimli bir kızın zorla katılmak zorunda kaldığı “Açlık Oyunları”nda başından geçenleri anlatıyor.
Açlık oyunları temelinde bir arena içinde düzenlenen, her şehirden 2 kişinin (zorla) katıldığı ve sadece bir kişinin kazanabildiği, katılımcıların birbirlerini öldürmek zorunda oldukları bir oyun. Aynı zamanda düzenlenen çekilişte küçük kardeşinin kurada adının çıkması yüzünden onun yerine yarışmayı kabul eden, 16 yaşındaki Katniss de romanın kahramanı. Roman çekilişle başlıyor, arenayla devam ediyor ve Açlık Oyunları’nın bitmesiyle sona eriyor.
Çeviride yapılan ve memletimizde pek bulunmayan (olanların da dilbigisi ya da cümle kurallarından oldukça habersiz olduklarını düşünmeye başlıyorum artık) editörlük müessesinin gözünden kaçırdığı hataları göz önüne almazsak kitabın kurgusu fena değil. Aslında daha önce de bazı filmlerde işlenmiş bir temayla karşımıza geliyor yazar. Kötülerin, kötü olduklarının bile farkında olmaması, başkalarının birbirlerini öldürmesi, herşeyin bolluk içinde yaşandığı Capitol kentindeki aptallık seviyesine varan davranışlar, zor durumda kalan insanların zalimleşmesi, zorluklarla karşılaşınca birer caniye veya avcıya dönüşen insanoğlu…
Klasik bir konudan bahsediyor olsak da ortada güzel bir kurgu var. Aynı zamanda ikinci ve üçüncü kitapları da yayınlanacak olan serinin birinci kitabında oldukça iyi bir iş çıkarmış yazar. Katniss ve arkadaşlarının tanıtılması, Capitol’e kadar olanlar ve Arena’da gerçekleşenler oldukça güzel toparlanmış ve ortaya okunabilir, güzel zaman geçirmenizin mümkün olduğu iyi bir kitap çıkmış. 

 

Birkaç ay önce aldığım fakat ancak sıra gelmiş olan ve Frankfurt’a gitmişken yanıma aldığım bir kitapla devam etmek istiyorum. Kitabın önsözünde mitoloji okurken öğrendiği ve etkilendiği birşey üzerine yazmaya karar verdiği kitabından söz ediyor Collins. Kitap bizde de bulunuyor ve “Açlık Oyunları” olarak çevrilmiş.

aclik1

Kitap belirsiz bir gelecekteki Amerika’dan bahsediyor. Capitol dedikleri bir başkent ve bu başkente bağlı 12 küçük ve orta büyüklükte şehir ve bu şehirlerin arasında en kötülerden birisi olan, kömür madenciliğinin ön planda olduğu 12. şehirden (başka bir ismi yok) Katniss isimli bir kızın zorla katılmak zorunda kaldığı “Açlık Oyunları”nda başından geçenleri anlatıyor.

 

Açlık oyunları temelinde bir arena içinde düzenlenen, her şehirden 2 kişinin (zorla) katıldığı ve sadece bir kişinin kazanabildiği, katılımcıların birbirlerini öldürmek zorunda oldukları bir oyun. Aynı zamanda düzenlenen çekilişte küçük kardeşinin kurada adının çıkması yüzünden onun yerine yarışmayı kabul eden, 16 yaşındaki Katniss de romanın kahramanı. Roman çekilişle başlıyor, arenayla devam ediyor ve Açlık Oyunları’nın bitmesiyle sona eriyor.

aclik3

Çeviride yapılan ve memletimizde pek bulunmayan (olanların da dilbigisi ya da cümle kurallarından oldukça habersiz olduklarını düşünmeye başlıyorum artık) editörlük müessesinin gözünden kaçırdığı hataları göz önüne almazsak kitabın kurgusu fena değil. Aslında daha önce de bazı filmlerde işlenmiş bir temayla karşımıza geliyor yazar. Kötülerin, kötü olduklarının bile farkında olmaması, başkalarının birbirlerini öldürmesi, herşeyin bolluk içinde yaşandığı Capitol kentindeki aptallık seviyesine varan davranışlar, zor durumda kalan insanların zalimleşmesi, zorluklarla karşılaşınca birer caniye veya avcıya dönüşen insanoğlu…

aclik2

Klasik bir konudan bahsediyor olsak da ortada güzel bir kurgu var. Aynı zamanda ikinci ve üçüncü kitapları da yayınlanacak olan serinin birinci kitabında oldukça iyi bir iş çıkarmış yazar. Katniss ve arkadaşlarının tanıtılması, Capitol’e kadar olanlar ve Arena’da gerçekleşenler oldukça güzel toparlanmış ve ortaya okunabilir, güzel zaman geçirmenizin mümkün olduğu iyi bir kitap çıkmış. 

 

 

.

Terry Goodkind – Wizard’s First Rule

Posted by Rahim ÇETİNEL

Zor bir giriş yaparak ve görev üstlenerek bir başka seriye daha başlamak istiyorum: Sword of Truth serisi. Terry Goodkind’ın (http://www.terrygoodkind.com) 1994 yılında başlayan ve 2008′e kadar 11 kitaplık bir macera ve kocaman bir dünyaya dönüşen romanda aynı zamanda Ayn Rand’ın Objectivism felsefesinin etkilerini de ağırlıklı olarak hissetmek mümkün. Yazar da birkaç yerde Objectivist felsefeye inandığını ve desteklediğini vurgulamakta zaten. Buna rağmen Ayn Rand’ın hatasına düşmekten uzak duran Terry Goodkind oldukça ayrıntılı ve güzel düşünülmüş bir dünyada bizi her kitapta ayrı bir maceraya sürüklüyor. Daha önceden de direk kendisinden bahsettiğim Richard Rahl karakteri tabiri caizse her romanda binbir sorun ve sıkıntı yaşıyor.

 swordoftruth3

Biz gene de fazla açılmadan birinci kitapla başlayalım. Richard Cypher filminde göründüğü gibi 170 – 180 civarında zayıf bir eleman değil. Tam tersine 2 metreye yakın boyuyla, güçlü ve kaslı fiziğiyle ve herşeyin tüm ayrıntısını farkeden zeka saçan bakışlarıyla oldukça etkili bir karakter. Meslek olarak izci demek mümkün (veya ranger). Öncelikli işi ormanda insanlara rehberlik etmek ve bir yerden başka bir yere sorunsuzca ulaşmalarını sağlamak. Bir gün gene ormanda dolaşmaya çıkmışken, uzun kumral saçlı ve tamamen beyazlar giyinmiş bir kadını (Kahlan Amnel) görür. Kadın hızlıca kaçmaya çalıştığını farkettiği dört kişilik bir grup tarafından takip edilmekte olduğunu farkeder. Richard’ın hayatını değiştiren olayların hepsi kadına yardım etmeye karar vermesiyle başlar.

 

Böyle başlayan romanı bir süre sonra elinizden bırakamaz hale geliyorsunuz. Çünkü romanda iyi bir fantastik kurgudan aradığınız hemen herşey var: Ejderhalar, güçlü büyücüler, heryerde varolan ve büyücüler tarafından kullanılan büyü, güçlü ve kötü karakterler, güçlü ve iyi karakterler… Romandaki dünya üç ana parçaya bölünmüş durumda: Midlands (Orta Ülke), Westland (batı ülkesi) ve D’Hara. Richard büyü diye birşeyin bilinmediği Westland’de yaşarken, D’Hara ve Midland bölgelerinde günlük yaşamın bir parçası gibidir büyü. Bundan sonrasında Richard tamamen yabancı olduğu bir ortamda aklı ve zekasıyla ayakta kalmaya ve düşmanları alt etmeye çalışacaktır.

swordoftruth_wizards-first-rule-1024x768

Yazar diğer fantastik kurgularda olmayan birşekilde büyü üstüne farklı düşüncelere gitmiş. Değişik seviyelerde büyücüler dışında gene büyücüler tarafından yaratılmış farklı güçlere sahip olan ama büyüyü direk kullanamayan kişiler çok güzel bir katkı olmuş. Dokunduğu kişinin kendisine sonsuz bir sevgi duymasına ve her istediğini yapmasına sebep olabilen Confessor’lar, kendisine karşı büyü kullanmaya çalışan kişiyi onun büyüsünü kontrol altına alarak ele geçirebilen ve hertür işkencede ustalaşmış olan Mord-Sith’ler, büyü kullanıcılarının düşüncelerinin arasındaki herhangi bir an parçasına girebilen ve onları tamamen ele geçirebilen Dreamhunter’lar bunlardan sadece bir kaçtanesi.

 

Hal böyle olunca halihazırda ilk sezonu Amerika’da aynı zamanda dizi olarak da çekilmiş olan (dizinin ismi: Legend of The Seeker) bu seriyi okumak güzel seçeneklerden birisi olarak yerini alıyor yapacak şeyler arasında. Bu arada aynı zamanda kitapta yer alan “Büyücülerin İlk Kuralı”nı da açıklayayım isterseniz: “İnsanlar aptaldır…(dahası var anlamında üç nokta)
.

Stephen King – Green Mile

Posted by Rahim ÇETİNEL

KONUK OKUR: MUSTAFA ÇETİNEL

Tekrardan merhabalar,

Sira geldi bir baska güzel kitaba, daha dogrusu sahesere… Bu kitabi bence herkes biliyordur ama  yine de yorum yazmak istedim kendisi hakkinda.

green-mile1

Sizin de bildiginiz gibi, bu kitabin bir de filmi cekildi, basrolde de Tom Hanks oynuyordu. Usta oyuncu gercekten cok iyi bir is cikarmis olsa da, kitabin bu kadar güzel film olarak yorumlanmasi, o kadar kolay bir olay degil. Her bir oyuncuyu, yönetmeni, calisani kutlarim.

 

Kitap, özel güclere sahip, cok iyi ve saf olan bir idam mahkumunun Tom Hanks’in amirligini yaptigi cezaevinin iliskili hücresine getirilmesiyle basliyor. Tabii baslangicta bir bu karakterin böyle bir gücünün oldugunu, ya da masum oldugunu bilemiyoruz… Cünkü buradaki oyuncu o kadar iri ki, eger bir katilse, gercekten oradaki görevlileri aciyor insan.

 

Bu mahkumun oraya gelisinin ardindan yavas yavas olaylar gelisiyor ve gardiyan ve digerleriyle arasinda bir tür saygili arkadaslik olusuyor. Yaklasik 700 sayfa olan bu kitap, bu gelismeleri yavas yavas aciklasa da, filmini dahi daha önce izlemis olsaniz da, yine de kitabi elinizden birakamiyor, ve kafayi yemek üzereyken herseyi bir kenara birakip bütün odaklanmanizi sonunu okumaya yöneltiyorsunuz…

green-mile2

Ayrica, Stephen King’e ait bence korku olmayan bir kitap bu. Belki baskalari korku diyebilir, ama bence korku degil, macera demek istiyorum. Son bir not, bu olayin gectigi zaman dilimi yaklasik olarak 1950′ler… Yani idamlarin elektrikle yapildigi dönemler…

 

Simdiden iyi eglenceler dilerim…

.

Stephen King – Ejderhanın Gözleri

Posted by Rahim ÇETİNEL

KONUK OKUR: MUSTAFA ÇETİNEL

Merhabalar,

Bugün  size cok taninmis bir yazar olan Stephen King’in bence pek taninmamis bir kitabi hakkinda yazacagim; Ejderhanin Gözleri…

ejderhaningozleri1

Yaklasik 100 – 150 sayfa olan bu kitap, genel olarak cocuk hikayeleri kapsamina girer. Zaten pek kalin olmadigini fark etmissinizdir sayfa sayisindan. Aslinda yazarimiz, bu kitabi kendi kizi icin yazmis ve kitabi ilk okuyacak kisi olarakta kendi kizini secmistir.

Ya önsözünde, yada kitabin arkasinda, yazar kizinin kitabi bitirmesinin ardindan yaptigi yorumu yazmis, ve bunu su ana kadar kendisine yapilmis en iyi, en güzel övgü olarak dile belirtmis;

“Bu kitabin tek kötü yani, bitmesi…”

Gercekten de düsünülünce, bundan daha iyi bir övgü olabilir mi?

ejderhaningozleri2

Kitabin konusuna gelirsek. Ismini su anda hatirlamaya ugrasmayacagim bir krallikta cok büyük özellikleri olmayan ama genel olarak iyi denilen bir kral, kralin kötü büyücü danismani, biri herseyde mükemmel olan, biri de zayif ve karaktersiz olan iki prens ve kralice etrafinda gecmektedir. Aslina bakarsaniz kralice fazla yer almasa da, genel olarak bütün kitabi etkilemis bir karakter.

Herhalde kafanizda nasil bir hikaye oldugu biraz canlanmistir. Bu kötü büyücü, ikinci evladin tahta gecmesini istemekte, birincisini ise bir sekilde ortadan kaldirmaya calismaktadir. Oydu, buydu, suydu, falandi, filandi derken, tabii ki her cocuk kitabi gibi, bu kitapta mutlu sonla bitmis, cok acilar ceken iyi prensimiz tahta gecmis, ve kötü büyücü cezalandirilmistir.

ejderhaningozleri3

Ama acikcasi bunun olus, anlatilis tarzi gercekten güzel bir sekilde oldugu icin ben bu kitabi “Tavsiye” listesine eklemek istiyorum. Mutlaka okuyun demiyorum, ama eger bir otobüs yolculuguna cikacaksaniz, bunu alip okumanizi kesinlikle tavsiye ederim…

Iyi okumalar…

 

.

Robert Jordan – The Eye of the World

Posted by Rahim ÇETİNEL

Şimdiye kadar hep ertelediğim, bir yandan nasıl anlatacağımı düşündüğüm bir yandan da kitabı açık etmeden ve özetlemeden, insanların okuma şevkini kırmadan yazıyı nasıl toparlarım diye kafa patlattığım bir konuda, “The Wheel of Time (Zaman Çarkı)” serisi hakkında yazmaya başlama kararı aldım. Aslında düşüncelerimde eksik olan nokta şuydu: Romanlar o kadar güzel, ayrıntıları o kadar iyi ki, özetlemeye çalışsam bile gene de okumak gerekiyor gerçekten bu kitapların değerini anlamak için. Ayrıca uzun romanlar olduğu için kitaplog yazılarıyla özetlemek gibi bir problem bile olmaz. Bu nedenle başladım sonunda bu seriye. İlk kitap da, aynı zamanda serinin ilk kitabı olan “The Eye of The World (Dünyanın Gözü)”. Zaman Çarkı ve Robert Jordan ile ilgili daha önce yazdığım yazılara şuradan ulaşabilirsiniz: Birinci yazı ve ikinci yazı.

eyeoftheworld1

Kitabı anlatmaya dönersek bu kitapta daha sonra sayıları iyice artacak karakterlerimizin bir kısmı ile tanışmaya başlıyoruz. One Power olarak adlandırılan büyülü gücün dişil kısmını kullanan kadınların oluşturmuş olduğu Aes Sedai Moiraine Damodred ve onun koruyucusu olan, çok iyi bir savaşçı ve aynı zamanda ülkesiz bir kral olan Lan Mandragoran iki etkili karakter. Kitap Two Rivers bölgesinde başlıyor. Bu bölge aslında kendi halinde küçük bir köy ve bu köyden roman boyunca bütün dünyayı etkileyecek olan olayların ve romanın ana kahramanları ortaya çıkıyor. Rand al’Tor, ki aynı zamanda “The Dragon Reborn” ve en yakın iki arkadaşı Perrin Aybara ve Matrim Cauthon, Rand’ın çocukluk aşkı  Egwene al’Vere, köyün şifacısı ve bilge kadını Nynaeve al’Meara bu listede en ön plandalar.

eyeoftheworld4

Köylerine ve aslında kendilerine karşı yapılan bir saldırı sonucunda güçlerini kullanmasından Aes Sedai olduğunu öğrendikleri Moiraine ile birlikte hayatlarını kurtarmak ve bütün bunlara cevap ve çözüm bulmak için başladıkları yolculuk esnasında kahramanların başlarına pek çok şey gelecek ki bunu serinin bütün romanları için söylemek gerekir. Yaşadıklarıyla karakterleri bir yandan şekillenmeye başlarken bir yandan da güçlerinin ve özelliklerinin farklarına varmaya başlayacaklar. Romanla birlikte dünyayı ve ülkelerini, önde gelen politikacıları ve dünyadaki durumu da öğrenmeye başlıyoruz. Roman içinde yer yer daha yıllarca önce olmuş olaylar da aktarılarak romandaki dünyanın gerçekçiliği çok güzel bir şekilde pekiştiriliyor. Açıkçası bu kadar yazınca benim de bir kez daha romanı okuyasım geldi onu da itiraf edeyim :)

Harika bir maceraya başlamak isterseniz tam zamanı.

eyeoftheworld2 

 

dip not: Robert Jordan’ın Zaman Çarkı serisinin de çizgi romanı var.

Raymond E. Feist – A Darkness at Sethanon

Posted by Rahim ÇETİNEL

Magician (Büyücü) serisi, ki asıl seri ismi Riftwar (Gediksavaşları) serisidir, üçüncü kitap “A Darkness at Sethanon (Sethanon’da Karanlık)” kitabıyla harika bir şekilde sonlanmakta. Aynı zamanda bu serinin bitmesiyle aslında olayların çok daha derin ve karışık olduğunu ve gelecek diğer kitapların da olacağını öğreniyoruz, ki olan da tam olarak bu. Crydee serisi olarak da bilinen bu seride Feist’in yazmış olduğu 10′dan fazla kitap var. Tam listeye Raymond E. Feist’in kendi resmi web sitesi olan http://www.crydee.com adresinden ulaşmak da mümkün.

sethanon2 

Pat diye girdik peşpeşe üç kitap anlatılmış oluyor bu yazıyla ama önce “rift (gedik)” nedir ondan bahsetmek gerek romana geçmeden önce. Rift dedikleri aslında uzayda açılan bir portal (geçit). İki mekan arasında açılan bu gediklerin bir örneğini Stargate (Yıldız Kapısı) filminde de görmüştük. Bu arada bütün bu romanların filmnden çok daha önce olduğunu hatırlatmak gerekebilir.

 

Kitaba dönecek olursak, bütün serinin bence en önemli ve en sevilen kahramanları Pug ve Tomas gene çok önemli rol oynuyorlar. Ön planda geçen kitapta (bkz: Raymond E. Feist – Silverthorn) müstakbel karısını kurtarmak için büyük bir maceraya atılan Arutha ve arkadaşları (burada Uzunel Jimmy’den ayrıca bahsetmek gerektiğinin farkındayım ama onu ayrı bir yazıya saklıyorum) bu sefer de bir önceki kitapta kıyıdan köşeden kendini, gücünü ve kötülüğünü göstermeye başlayan gizli gücün temsilcisi Murmandamus’u ve onun planladığı istilayı durdurmak için Armengar denen bölgeye doğru yola çıkıyorlar.

sethanon4

Kitapta ayrıca daha önceki iki kitapta da az fakat önemli miktarda yer alan, bilinen en büyük büyücülerden birisi olan Macros da ortaya çıkıyor. Ortaya çıkmakla kalmıyor, pek çok soruyu cevaplıyor. Fakat Macros’un her durumunda olduğu gibi cevapları sadece daha çok soruyu ortaya çıkarıyor.

 
Kurgusuyla, karakterleriyle, kimin iyi kimin kötü olduğunu sorgulamasıyla, zor anlarda ortaya çıkan kahramanların belkide herşeyin sonunu nasıl da değiştirebildiğini gösterdiği yerleriyle okumaktan herkesin keyif alacağı bir roman daha ortaya çıkarmış yazar. İlk iki kitabı okuyan herkes bunu alıp okuyacaktır, almamış olanlar ise bu kitapla birlikte ilk ikisini de alsınlar ve öyle okumaya başlasınlar.

 

.

Philip K. Dick – Time Out Of Joint

Posted by Rahim ÇETİNEL

KONUK OKUR: OĞUZ DAĞ

Blade Runner, Total Recall (Gerçeğe Çağrı) ve Minority Report (Azınlık Raporu)… Bu üç filmden birini muhtemelen izlemişsinizdir, bilim kurgu sınırılarını nasıl zorladıklarını bilirsiniz… Peki bu üç filmin ortak yanını biliyor musunuz? Tabii ki temel alındıkları kitaplar… Philip K. Dick’in kitapları… Tabi yazarın kitaplarından yapılan filmler bunlarla sınırlı değil, fakat sanırım bunlar en bilinenleri. Bir de “A Scanner Darkly” isimli bir animasyon var ama izlerken uyuya kalmıştım; sıkılmış mıydım, yoksa yorgun muydum hatırlamıyorum, o nedenle sanırım yeniden izleyeceğim… Devam edelim…

pkdick1

Yazarın 1959’da yazdığı ve 2007’de Türkçeye çevrilen Çığrından Çıkmış Zaman kitabı yazımızın konusu… Çeviri, zaman zaman kitabı okumakta güçlük çekmeme, cümleleri toparlamakta sıkıntı yaşamama sebep oldu. Fakat yinede bir Bilim Kurgu sever olarak muhakkak okumam gereken bir kitap olduğuna inandım ve okudum, çeviri ile ilgili sorunumu gidermek için bulabilirsem orijinalini bulup okuyacağım…. Neyse, konuya geçelim…

pkdick2

Hikaye  kitabın yazıldığı 1959 senesinde geçiyor, Ragle Gumm, 45’lerinde kızkardeşi, kayınbiraderi ve sevgili yeğeni ile birlikte yaşayan, düzeltiyorum aylaklık yapan, yok yok aylaklık da demeyelim, bulmaca çözerek hayatını idame ettiren bekar bir adam… Çözdüğü bulmaca öyle alelade bir bulmaca değil tabi, büyük bir gazetenin verdiği ve tam sayfa bir bulmaca, hayır kare bulmaca da değil, “Küçük-Yeşil-Adam-Sonraki-Adımda-Nerede-Olacak?” isimli bir tahmin oyunu… Ve Ragle da öyle sıradan bir yarışmacı değil, son 2 senedir, her gün doğru tahmini yapmış ve ismini büyük harflerle kazananlar kısmının en üstüne yazdırmış ünlü bir yarışmacı…

pkdick3

Olaylar da zaten Ragle’ın neden 2 senedir sürekli bu yarışmayı kazandığını ve etrafında olup bitenleri sorgulaması ile başlıyor ve her an yeni birşeyleri keşfetmesi ile devam ediyor…
Bir solukta bitirilebilecek bir Bilim Kurgu hikayesi olmasının dışında yazılma tarihi ve konusu ile hakikaten zamanın ötesine geçebilmiş bir eser, yazarın 54 yaşında hayata gözlerini yumması sanırım bizi daha nice güzel eserden mahrum bırakmış…
.