Posted by kitaplog
Özden YAVUZ
Kayıp Sembol, Dan Brown’un, yıllarca, büyük bir merak ve heyecanla çıkması beklenen son kitabı. 6 yıllık bir çalışmanın ürünüymüş. Baştan, kitabı hiç beğenmediğim belirtmek isterim. Bence bu 6 yılı, 5 yıl 11 ay bilgi toplayıp, son bir ayda yazıvererek geçirmiş Dan Brown. Sanki biran önce basılıp daha fazla para kazanmak ve sonra filmi, kitaptan elde edilecek hasılat tamamlandıktan sonra çekilerek, en kısa zamanda daha daha fazla para kazanılabilsin diye senaryo taslağı gibi yazılıp, aceleye getirilmiş bir kitap bana göre. Değişik birşey yok. Diğer kitaplarındaki şablonları kullanmış. Kahraman yine Langdon. Bu sefer Washington’da geçiyor. 12 saati anlatan bir macera. Ve yine kitabın sonunda bozgun yaşanıyor. Elle tutulur bir son yok. Onca sayfayı okuyup, hem de sıkılarak okuyup, sonunda hüsranla karşılaşıyorsunuz. Bunu için miydi bütün bunlar diyorsunuz. Seçici bir okursanız, tamamiyle zaman kaybı olacağını rahatlıkla söyleyebilirim.
Kitap 528 sayfa. Aslında 300-350 sayfayla sınırlasaydı, daha okunabilir bir kitap olabilirdi. Fazlasıyla uzatmış. Heyecan yaratmak için zorlamış, zorlamış, zorlamış, sadece sıkıntı yaratmış. Fazlaca hıristiyanlığa övgü var. Dan brown’un doğru yolu bularak, dine döndüğü ve bu kitapla kiliseden özür dilediği söylentiler arasında.
Simgebilim profesörü Robert Langdon, yakın arkadaşı Peter Solomon’un sekreteri tarafından kongre binasında konferans vermek üzere Washington’a çağrılır. Binaya gelip de böyle bir konferans olmadığını öğrenince kandırıldığını farkeder. Binada Solomon’un kesik elini gördüğünde garip olayların ortasında olduğunu anlar. CIA’in anında duruma müdahalesiyle, olaylar gelişmeye başlar. Peter Solomon ona bir tılsım emanet etmiştir. Peter Solomon’u kaçıran hayalperest bir kaçık onu kandırarak kongre binasına getirmiştir. Bu kesik elin taşıdığı mesajları kullanarak bir odadaki gizemli bir kapıyı açması beklenmektedir. CIA Başkanı Sato ulusal güvenlik meselesine takmıştır. Herkes Langdon’un çantasındaki, masonların büyük sırrını taşıyan piramitin peşindedir. Peter Solomon’un kız kardeşi de bir dolu badire atlattıktan sonra, bir dolu badire atlatan Langdon’a katılır. İkisi bir dolu badire atlatarak, şifreler çözerek, sembolleri bularak, hatta hatta ölüp dirilerek, Peter Solomon’un hayatını kurtarmaya çalışırlar.

Bir de türkleri kızdıran, bir türk cezaevi ve rüşvetçi müdürü geçiyor kitapta. Mahkumlar hapishanede dayak yiyor, çok zor koşullarda yaşıyorlar. Hiçbir ülkede cezaevleri güllük gülistanlık yaşanan yerler değildir. Hele amerikan hapishaneleri zaten biliniyor. Bunlar her ülkede yaşanıyor. Ancak kitapta kötü adam (ki bence en iyi karakterdi kitapta. Keşke daha iyi işlenebilseydi) Malakh, kartal soğanlık f tipi cezaevinde cehennem yaşadıktan sonra kaçıp, büyük servetiyle yunanistana yerleşiyor ve orada cennet gibi bir yaşam sürüyor. Ben buna takıldım. Dan Brown kötü Türkiye iyi yunanitan propagandasından bile medet ummuş. Masonluk, hıristiyanlık, ezoterik, noetik, biraz bilimsel konular, sırlar, şifreler, cehennem Türkiye, ardından cennet Yunanistan, iPhone, ulusal güvenlik, laboratuvar deneyleri … insanların ilgisini çekebilecek ne varsa geçiyor kitapta.
Sonuç olarak, yeni birşey yok. Tüm dünyayı değiştirecek sembol, kitabın en sonunda ortaya çıktığında hayal kırıklığı yaratıyor. Fazlasıyla yüzeysel bir kitap olmuş. Okunacak binlerce kitap varken, Kayıp Sembolle vakit harcamaye değmez.