Emily Bronte: Çok şükür ilk romanından sonra öldü

Posted by kitaplog

Bir önceki yazı ile okunacak bir yazar tavsiye etmişken ve hazır da aklımdayken muhakkak uzak durmanız gereken yazarlar veya kitaplar listesine de ilk girdiyi yapayım arada.

Bu girdimizin konusu, çok şükür ki sadece bir roman yazıp sonrasında da ölen ve o yazdığı romanla bile edebiyat dünyasına yeterince ağır hasar veren bir kişiliğe ait: Emily Bronte.

Bu yazıda yazarı yerden yere vuracaksam da yazdıklarımın kadın düşmanlığıyla, feminizm düşmanlığıyla, sığ görüşlülükle ilgisi olmadığını belirtmek isterim.

Emily Bronte, öğrencilerinden nefret eden öğretmenler için bir kurtarıcı özelliği taşır. Dönem sonlarında öğrencilerinden yazarın tek kitabının özetini çıkarmasını isteyecek bir öğretmen öğrencisine yapabileceği en büyük kötülüğü gerçekleştirmiş demektir. Yazarın -şükür ki- tek kitabı olan Uğultulu (bazı çevirilerde Rüzgarlı) Tepe (ler) romanıyla başbaşa kalan öğrencinin kitap ve peşinden özeti bittiğinde edebiyatla veya okumayla alakasının bineceği otobüsün numarasını okuma seviyesine ineceğini tahmin etmek zor değildir.

1818 – 1848 yılları arasında gezegenimizde sadece 30 yıl kalan yazar, bu süre içinde kendisi de dahil hiçbiri evlenememiş diğer kızkardeşleriyle birlikte kendilerini bekar bırakan hayattan intikam alma yolu olarak edebiyatı seçmiştir. Diğer kardeşleriyle şiir gibi denemeleri olduysa da intikamının doruk noktasında Uğultulu Tepeler romanı bulunur.

Roman kısaca, bütün genlerinden kötülük akan, boş zamanlarında masum çocukları yiyen, gözlerinden ateş saçan (biraz abartıyor olabilirim) Heatcliff adlı evlat edinilmiş bir çocuğun ikisi de birbirinden kanatsız melek Earnshaw ve Linton ailelerinin başlarına bela açmasını anlatmaktadır. Biyoloji ve genetik bilimlerinden habersiz, kendine kurmuş olduğu hayal dünyasında yaşamaktan gayet memnun bir yazar olan Bronte’ye göre, anne ya da babadan biri zayıfsa çocuk muhakkak hastalıklı ve zayıf olur, tercihen de roman ortalarında öldürülmelidir; eğer zayıfsa çocuk muhakkak çook iyi kalplidir ve zıttı da geçerli, çocuk sağlıklıysa kötü kalplidir ve herkese bir zararı dokunacaktır. Romanda bu ana çerçeve dışında herhangi bir ayrıntı, herhangi bir gözlem yoktur, yazım tarzından anlaşıldığı üzere yazara göre bunlara gerek de yoktur.

Romanın sevilmesinin pek çok nedeni olabilir. Özellikle kendilerine yarattıkları hayal dünyasında yaşayanlar için romandaki yüksek seviye “aşk, tutku, sevgi, kin” gibi duygular oldukça ideal bir durumdur muhtemelen. Ama kendi yarattığı dünya içinde bile, roman kendisiyle tutarsız kalıyor, bir okuyucu olarak beni sıkıyor, boğuyor, kendinden koşarak uzaklaşmama neden oluyor.

Siz siz olun uzak durun, sadece hiç sevmediklerinize ve çok kötü bir şaka yapmak istediğiniz arkadaşlarınıza hediye edin; sevgili öğretmenler lütfen öğrencilerin hayatlarıyla bu kitabı kullanarak oynamayın, sayın Milli Eğitim yetkilileri bu kitabı müfredattan çıkarın.

.

.

.

*****************************


2 Responses to “Emily Bronte: Çok şükür ilk romanından sonra öldü”

  1. Bu bakış açısıyla okunursa evet gereksiz ve abartılı görünebilir. Ancak suç Emily Bronte’de değil, bunu belli bir tarih ve kültür bilgisini vermeden öğrencilere okutan öğretmenlerdedir.

    Bu eser, Viktorya Dönemindeki sınıf bilincini gözlere soka soka anlatır. Aslında “pembe bulutlar üstünde uçan melek gibi” aileler yoktur. İki aile de sadece soylu olmadığı için Heathcliff’i insan yerine koymamaktadır. O da aynı burjuvazinin yükselişi gibi yükselerek, bu soyluları bertaraf etmiştir.

  2. Merhaba Dilek,

    Her kitap okuyan insanin Viktorya donemini bilmesi gerekmiyor aslinda. Bununla birlikte ileri seviye Ingiliz donemi tarihin okullarimizda okutulmamasi gibi malesef cok aci bir durumdan dolayi eminim ki pek cok insan Ingiliz tarihini en iyi ihtimalle e2 kanalinda yayinlanan dizilerden takip ediyordur.

    Herseyi bir kenara birakarak Bronte’nin romanina baktigimizda ise pek cok yerde bu romanin “Feminist tarihin ilk romani”, “gercek bir ask romani” vesaire gibi tanimlarla tanimlandigi gormek de mumkun. Ingiliz aristokrisisini, sinif sistemini, bu sistemin ve bu sisteme dahil olmaya calisanlarin dangalakliklarini inceleyen ve dalgasini gecen veya elestiren daha guzel kurguya sahip romanlar da mevcut okumak isteyenlere.

    Diger yandan ucuncu sinif bir kurguya, gereksiz diyaloglara, zayif karakter incelemelerine sahip bu kitap ile Bronte’nin bu kadar ovgu almasini ise kisilerin Bronte gibi hayattan ve baska insanlardan zalimce intikam almaya calismalariyla yorumlamaktan baskasi elimden gelmiyor. Ayrica kitaptaki soylu olmayan Heatcliff’e kotu davranan aileler icin de soylenebilecek en iyi sey en fazla yandan yemis iyi halli koyluler olduklari olabilir. Heatcliff’in yukselisini burjuvaziye baglayanlar icin ise ayrica kelime israf etmeyecegim.

    Sevgiler,
    Rahim

    not: kitaplog’da herhangi bir kitapla ilgili olumlu olumsuz, simdiye kadar yazilanlarla ayni veya tamamen ters yonde yazilarini paylasmak istersen aramiza seve seve hosgeldin demek isterim. Ayrintili bilgi “Kitaplog nedir?” sayfasinda mevcut.

Leave a Reply