Khaled Hosseini – Uçurtma Avcısı
RIDVAN KILIÇ
Dostluk, ihanet, baba-oğul ilişkileri, gerçek, yalan, sadakat, sevgi gibi kavramları iki çocuğun gelişen yaşamlarında, arka planda ise Afganistan’ın monarşiden cumhuriyete geçmesini, daha sonra da Rus ve Taliban mezalimine maruz kalmasını, işleyen çok dokunaklı bir kitap.
Ayrıyeten, insanın elinden bırakması zor olan kitaplardan. Çok yoğun bir hüzün hakim kitaba, sürekli iyi bir şeylerin olmasını ümit ederek geçiriyor insan, ama hayatın acımasızlığı her seferinde galip geliyor. Kendi hayatım boyunca, özellikle çoçukluğumda, ve hali hazırdaki arkadaşlıklarımda yaptığım ve hesaplaşmadan kalan haksızlıklarımı düşünmeme neden oldu ayrıca. Emir’in ödlekliği, insanı sinir etmekle beraber, ben olsaydım ne yapardım, nasıl yapardım kalıplarını daha gerçekçi bir şekilde düşünmeye zorluyor. Herkesin okuması gereken kitap derler ya, işte o kitap bu kitap
Uzun zamandır hiçbir kitabı bu kadar severek okumamıştım. Okudukça hüzünlenmiş, hatta kimi zaman gözlerimin dolmasına rağmen, bir taraftan da kitap bitmesin diye ummaya devam etmiştim. Ve tadı hala damağımda.Amerika’da doktorluk yapan, Afganistan asıllı bir yazar Khaled Hosseini. Hikaye ise dostluk üzerine. Esas oğlan Emir, zengin, otoriter ve karizmatik bir babanın oğlu. Ama babasının hayallerindeki erkek evlat değil. Emir’in sürekli zamanını geçirdiği, hizmetçilerinin oğlu Hasan ise, babasının kriterlerine daha çok uyan bir çocuk. Emir’in başını dertlerden kurtaran, Assaf gibi sosyopat çocuklardan koruyan, onun için herhangi bir fedakarlıklardan kaçınmayan, Hazara azınlığından bir çocuk Hasan. Babasının tavırları yüzünden Emir kimi zaman Hasan’ı kıskanmaktan geri durmuyor. Yaşıtlarının aksine okumayı ve yazmayı seven Emir’e, babasının en yakın arkadaşı Rahim Han destek oluyor ve onu yüreklendiriyor. Zaman zaman Emir’in yaşam tarzından, korkaklığından, pasifliğinden dem vuran babasına “Çocuklar boyama kitabı değildir, onları en sevdiğin renge boyayamazsın” diyor.
Şu an bize gösterilen Afganistan görüntüsünden çok farklı bir görüntü içerisinde günlerini geçiriyor bu iki çocuk. Kıştan yaza geçiş dönemlerinde uçurtma yarışmaları düzenleniyor o zamanki Kabil’de. Bu yarışmalarda düşen uçurtmaları yakalamaya çalışan çocuklara Uçurtma Avcısı deniliyor, ve Hasan bu işin en iyisi. Hasan’ın Emir’e duyduğu sevgi ve sadakat ise insanı duygulandıran cinsten. Emir’in kazandığı turnuvada en değerli uçurtmayı onun için getirmek için koşturmaya başlarken şu sözleri kullanıyor Hasan: “Senin için bin tane bile getiririm”. Assaf ve tayfasının bir saldırısına mazur kalıyor Hasan, ve bu olay iki çocuğun da hayatını tamamen değiştiriyor. Hasan duygusal bir travmaya giriyor, ve Emir de hayatının geri kalanı boyunca sürecek bir vicdan azabına. Emir bu yükü ve sırrı kaldıramadığı için yaptığı bir takım planlarla Hasan ve babasının evden ayrılmasına sebep oluyor.
Sovyet işgali başlıyor ilerleyen günlerde, Emir ve babası da Afganistan’dan Pakistan’a, sonra da ABD’ye göçüyorlar. Orada yeni bir hayat kurmaya başlıyorlar, eski zengin ve gösterişli günlerden çok farklı yeni bir hayat. Emir, yazarlık hayallerini gerçekleştirmeye başlıyor, ve Süreyya isimli Afgan bir kızla evleniyor. Babası ile olan ilişkilerini kısmen düzeltebiliyor. Kitabı basılıyor, babası ölüyor, hayat devam ediyor. Bir telefon geliyor Pakistan’daki Rahim Han’dan: “Yeniden iyi biri olmak mümkün…”
Pakistan’a gidip Rahim Han’dan Hasan’ın ve ailesinin Taliban tarafından katledildiğini, oğlunun ise bir yetimhanede olduğunu öğreniyor. Rahim Han, Hasan’ın aslında kardeşi olduğunu söylediğinde, bütün hayatının bir yalandan ibaret olduğunu düşünmeye başlıyor, ve yiğeni Sohrab’ı kurtarmak için Afganistan’a gidiyor bir cesaretle. Ülkesinin tamamen çorak, fakir ve sefil, yıkık ve harap görüntüsü ona kendini kendi ülkesinde bir turist gibi hissetmesine sebep oluyor. Kendisini Afganistan’a götüren Ferit isimli adam ise “Sen zaten herzaman turisttin, yalnızca bundan haberin yoktu” der.
Kurtarma sürecinde, babasının yaptığı gibi Sohrab tarafından kurtarılan oluyor Emir bu sefer. Afganistan’dan Pakistan’a, daha sonra da ABD’ye götürüyor Sohrab’ı ve çocukla bağ kurmaya çalışıyorlar Süreyya ile birlikte.
Kitabın kısa bir özeti bu, benim cümlelerimle çok da kitabın havasını yansıtamıyor haliyle.
Dostluk, ihanet, baba-oğul ilişkileri, gerçek, yalan, sadakat, sevgi gibi kavramları iki çocuğun gelişen yaşamlarında, arka planda ise Afganistan’ın monarşiden cumhuriyete geçmesini, daha sonra da Rus ve Taliban mezalimine maruz kalmasını, işleyen çok dokunaklı bir kitap.
Ayrıyeten, insanın elinden bırakması zor olan kitaplardan. Çok yoğun bir hüzün hakim kitaba, sürekli iyi bir şeylerin olmasını ümit ederek geçiriyor insan, ama hayatın acımasızlığı her seferinde galip geliyor. Kendi hayatım boyunca, özellikle çoçukluğumda, ve hali hazırdaki arkadaşlıklarımda yaptığım ve hesaplaşmadan kalan haksızlıklarımı düşünmeme neden oldu ayrıca. Emir’in ödlekliği, insanı sinir etmekle beraber, ben olsaydım ne yapardım, nasıl yapardım kalıplarını daha gerçekçi bir şekilde düşünmeye zorluyor. Herkesin okuması gereken kitap derler ya, işte o kitap bu kitap
dip not: Bu yazı ile kitaplog dalya demiş ve yüzüncü yazısına ulaşmış oldu. R.Ç.
- July 2nd

Leave a Reply