29.İstanbul Kitap Fuarı
Göksel ÖZBEK
- Beğendiğim çoğu yazarın söyleşilerinin ve imza günlerinin cumartesi gününe denk gelmesiyle kitap fuarı için ayırmamız gereken gün de belli olmuş oldu.
- Hiç ummadığımız bir cumartesi trafiği ile karşılaştığımız için saat 11.00’deki Cem Yılmaz söyleşisini ne yazık ki kaçırdık.
- Fuar bunaltıcı derecede kalabalıktı. Türkiye’de kitap okunmuyor diye klasik bir laf vardır, okumuyor hali bu ise okunuyor olsa nasıl bir fuar olurdu korkarak merak ediyorum. Fuarda gençleri, çocukları geçtim, pusetteki bebeği ile gelen anneler bile vardı. Bu ne sevgiymiş be!
- Kalabalığın bu şekilde insanları bunaltmasında organizasyonun da önemli rolu vardı. Yayınevlerinin stantları 5 ayrı salonda bulunmasına rağmen, bütün önemli yazarların imza günleri aynı gün aynı salona programlanmış. İmza sıraları birbirine karışacak kadar uzuyordu.
- Saat 13.15’te fuarın en şaşalı yazarı Jean Christophe Grange’nin söyleşisine katıldım ve organizasyonun bir başka hatası ile karşı karşıya kaldım. Bu kadar gösterişle getirdiğiniz bir yazarın söyleşinin, neden bu kadar küçük bir salona konduğunun nasıl bir açıklaması var acaba? İş böyle olunca merdiven boşlukları, koridorlar, millet nereyi bulduysa oraya oturdu.
- Söyleşi süresince Grange’ı biraz soğuk ve durgun gördüm. Tıka basa dolmuş böyle bir salon ve kendisine soru sorarken heyecandan ağlayan okuyucuları karşısında dahi yüzünde sıcakkanlı bir ifade göremedim, bilmiyorum belki de kültürlerin farklılığındandır.
- Söyleşide anında çeviri sistemi olmadığı, sorulan sorunun Fransızcaya çevrilmesi ve Grange’ın Fransızca verdiği cevabın tekrar Türkçeye çevrilmesi gereksiz zaman aldığı için salonda ister istemez kendi aralarında konuşmalar başladı ve salonun havası zamanla bozuldu. Bu kadar zaman kaybının yanında söyleşinin süresi de bir saatle sınırlandırılınca toplamda 6-7 soru sorulabildi.
- Söyleşiden birkaç not aktarırsak; Grange yazarlıktan önceki gazetecilik döneminde kitapta geçen cinayetlere benzer olay mahalleri incelemelerinde bulunmuş ve anlattığı her coğrafyayı görmüş. Kitapların filme aktarılması beklenen beğeniyi kazanamamasından dolayı artık filmlerin senaryolarını da kendisi yazacakmış. Yeni kitabından da birkaç ipucu aldık; bu sefer öldürülen kişi erkek olacak ve kitap diğerlerinin aksine sadece Fransa’da geçecekmiş.
- Söyleşinin ardından kitap imzalatmayı şöyle bir denedik ama yüzü aşkın kişiden oluşan bir kuyruk çoktan oluşmuştu bile, dolayısıyla saat 14.30’daki Ahmet Ümit söyleşine yöneldik.
- Grange’ın soğukluğunun üzerine geldiğinden midir bilemiyorum ama Ahmet Ümit’in neşeli bir gününde olduğunun izlemini salona girer girmez aldık. İçeri girince, Grange söyleşisinde bir soru üzerine kahramanlarına hep ayaküstü, dengesiz yemekler yedirmek zorunda kaldığını söylemişken, aynı tarz romanlar yazan Ahmet Ümit’in kahramanlarına nasıl zengin sofralar kurduğunu düşündüm ilk olarak.
- Ahmet Ümit’in söyleşisi de bir saat ile sınırlanmıştı, gerçi onun sabah da bir söyleşisi vardı ama ona katılamadığımız için yine tam doyamadan söyleşi bitti.
- Söyleşiden yine birkaç not aktarırsak; Ahmet Ümit birçok kitabı yabancı dile çevrilmesine rağmen, siyasi konulara değinmediği için geniş kitlelere ulaşmadığını bizzat Frankfurt Kitap Fuarındaki bir gazeteci ile röportajında yaşadığını anlattı. Bir şeyler yazmak isteyen okurlarının yazma ile ilgili tavsiye istemesi üzerine de “Ne olursa olsun yazın, yazın ki yazıp yazamadığınız belli olsun” diye çok şık bir cevap verdi.
- Söyleşi çıkışı Grange’ın imza sırası aynı yoğunlukta devam ediyordu. Bir daha kolay kolay bu fırsatı bulamayacağımız için 40–45 dakikalık bekleyişi göze alıp sıraya girdik. Bu kadar yoğunluk olunca aynı derbi maçları öncesi bilet kuyruklarındaki gibi herkese sadece bir kitap imzalatma hakkı veriyorlardı. Sıra bize gelince görevlinin biri ismimin yazılı olduğu bir kâğıtla, kitabımı aldı, Grange’a imzalatıp geri verdi. Ne bir göz teması ne de ufak bir samimiyet, biraz da mecburiyetten bu şekilde devam ettirildi imza sırası.
- Fuarda kitaplarda çok cazip indirimler vardı. Yayınevleri etiket fiyatları üzerinden %25′ten %50’ye varan iskontolar yapmıştı. Hele ki April Yayıncılık’ın “3 kitap 10 TL” kampanyası kaçırılmayacak cinstendi. Cüzdanı fuarda bırakıp geldik anlayacağınız.
- Dönüşte, sabahkinden daha da yoğun bir trafikle karşılaştık. Tüyap’ta eğer böyle uluslararası fuarlar yapılıyorsa artık buraya bir metro, hiç olmazsa metrobüs hattı ulaşmalı.
- Her ne kadar organizasyon aksaklıkları olsa da, genel olarak fuar keyif vericiydi. Sağa baktık Ayşe Kulin, sola baktık Cezmi Ersöz, arkaya döndük Can Dündar…Zaman darlığından ve yoğunluktan birçok düşündüğümüz şeyi de yapamadık, artık kısmet seneye…


- November 7th

Merhaba Goksel,
Cok guzel bir yazi olmus eline saglik. O haftasonu ben de Istanbul’daydim ve hatta planlarim arasinda kitap fuari da vardi fakat olmadi gelemedim.
Bir baska fuara umarim:)
[...] yedirildiği ilginç bir roman. Kitabın kapağının çizgi roman tarzında olmasından ve kitabı fuardan “3 kitap 10 TL” kampanyasından almış olmamdan dolayı beklentimi yüksek [...]