Brandon Sanderson – Mistborn serisi

Posted by kitaplog

Rahim ÇETİNEL

 

Brandon Sanderson ismini Robert Jordan‘ın  The Wheel of Time (Zaman Çarkı) kitaplarının devamını yazması için seçildiğinde duydum. Robert Jordan ölmeden önce bitirmeye çalıştığı fakat başaramadığı serinin son kitabını yazması için bizzat kendisi seçmiş Sanderson’ı. Durum böyle olunca kendisi baştan benim gözümde ekstra puanla başladı desem yeridir.

Sonrasında serinin 12’inci kitabını (daha sonra kitabın 3 kitap olarak çıkarılacağı ortaya çıktı) okurken en başında Sanderson’ın Robert Jordan hakkında yazdıklarını dinleme şansım oldu (serinin 12 ve 13’üncü kitaplarını dinledim). Oldukça samimi birşekilde yazılmış olan ithaf Sanderson’a olan saygımı daha da arttırdı. Durum böyle bir hal alınca Sanderson’ın bir yazar olarak okuma listeme girmemesi gibi bir durum olamazdı elbette. İlk olarak Mistborn serisini dinledim (okudum da demek isterdim ama kitapların siparişle gelmesi zaman alacaktı). Bu yazı da Sanderson’ın kitaplog’a ilk olarak konuk olacağı Mistborn (Sistendoğanlar olarak çevirebiliriz) üçlemesini anlatıyor.

Ortalıkta olan fantastik kurgu romanların oldukça dışında, kendine çok özgün bir dünya yaratmayı başarmış bu kitapta yazar. Açıkçası bu roman serisi, çok uzun süredir okuduğum en karanlık ve umutsuz dünyalardan birini içeriyor. Umutsuz derken, elbette romanlarda tamamen umutsuz bir dünyadan bahsetmediğini de eklemek isterim. Gene de yazarın yarattığı dünya tamamen kendine özgü ve ilgi çekici, tamamen orijinal bir dünya.

Seri, Lord Ruler (Yönetici Lord) olarak adlandırılan bir imparatorun baskı ve zalimlikle yönettiği bir dünyada bir grup maceraperest soyguncu ve dolandırıcının Kelsier adında bir Mistborn yönetiminde Lord Ruler’ı devirmek için bir araya gelmelerini anlatıyor. Daha fazla detay vermeden önce Mistborn dünyasını anlatmak gerek önce.

Mistborn dünyasında en kalabalık ve en çok ezilen grup Skaa adı verilen, karın tokluğuna çalıştırılan, sürekli eziyet edilen ve öldürülen, her daim baskı altında olan ve hiçbir değerleri olmayan insanlardan oluşuyor. Skaa’lar dışında bir de asiller var, Skaa’ları yöneten, onlar hakkında her türlü tasarruf yetkisine sahip başka bir grup insan. Bunun dışında üremeleri baskıcı bir şekilde direk Lord Ruler tarafından kontrol edilen Terris insanları da bir başka insan grubu. Sayıca daha az olan bu grubun erkekleri doğdukları zaman iğdiş ediliyor, kadınları ise hamilelik programlarında belli erkeklerle çiftleştirilip çocukları da kurallar ve kontrol dahilinde yetiştiriliyor. Terris insanlarının en önemli özellikleri çok iyi hizmetçi olmaları. Zaten bu alanda yetiştiriliyorlar sadece. Bunun dışındaki alanlarda görev almaları imkansız.
Bunun dışında haklarında çok az bilgi olan, aşırı savaşçı ve akılsız, görünüş olarak insana çok az benzeyen Koloss’lar ve istedikleri bedeni taklit edebilen, çok iyi birer ajan olan Kandra’lar da Final Empire’da yaşayan diğer gruplar.

Kitabın geçtiği dünyada tek bir ülke, tek bir imparatorluk var ve bu imparatorluk “En Son İmparatorluk (The Final Empire)” olarak adlandırılıyor. Bu ülke geceleri hiçbirşeyin görülmesine izin vermeyen bir sisle kaplanıyor. Sis görüşü neredeyse sıfıra indirirken, siste dışarı çıkmanın ölüm getirdiğine inanılıyor. Özellikle Skaa toplumu için sisten korkmak yemek içmek kadar doğal ve genlerine işlemiş bir durum. Lord Ruler’ın Final Empire’ı bin yıldır yönettiği ve öldürülemez olduğu bilgisini de eklemek gerekir burada. İşte bu karışık ve karanlık dünyada, baskıcı ve herşeyde sonuna kadar kontrolü olan bir Tanrı-Yönetici’yi yıkmak için yola çıkıyor Kelsier ve arkadaşları.

 

 

Burada bir de, Mistborn ve Misting’lerden bahsetmek gerekir. Mistborn dünyasında bildiğimiz veya alışageldiğimiz anlamda büyü yok. Onun yerine değişik metalleri içen ve bu metaller vücutlarındayken onları yakarak kullanan Misting ve Mistborn’lar var. Toplamda 16 farklı metalin yakılabildiği bu ortamda, bu 16 metalden sadece bir tanesi yakabilenlere Misting deniyor. Bütün metalleri yakabilenlere de Mistborn deniyor. Geniş anlamda ise “Allomancer” olarak gruplandırılıyorlar. İngilizce’de alaşım anlamına gelen “alloy” kelimesinden türetilmiş “Allomancer” ve Türkçe’de bir karşılığı yok. Romanlar çevrildiğinde ne deneceğini birlikte göreceğiz elbette.

 

Yakılabilen metallerden bazı örnekler şöyle:

Çelik (Steel): Metal objeleri itmeye yarıyor. Bununla örneğin bir Mistborn yere attığı küçük bir demir parayı iterek uçuyormuş izlenimi verebilir.

Demir (Iron): Metal objeleri çekmeye yarıyor. Aynı şekilde çatıda sabit bir demiri çekerek gene bir uçma efekti yaratmak mümkün. Çelik ve Demir ikilisinin romanda pek çok kullanımına rastlıyoruz zaten.

Teneke (Tin): Beş duyuyu hassaslaştırıyor. Çok daha iyi görmeyi, işitmeyi, dokunmayı… sağlıyor. Sadece Kalay kullanabilen Misting’lere Tenekegöz-göz (Tin-eye) deniyor.

Pewter (Kalay): Fiziksel gücü oldukça yüksek bir şekilde arttırıyor. Buna hız, çeviklik, vücudun darbelere çok daha fazla dayanması, yorgunluk hissedilmemesi gibi şeyler de dahil. Aynı zamanda yaralandıktan sonra Kalay yakan Misting ve Mistborn’lar çok daha çabuk iyileşiyorlar.

Çinko (Zinc): Başkalarının duygularını arttırıp güçlendirmeye yarayan bir metal. Örneğin korku duyan birisine bu metalle müdahale edilip cesareti güçlendirilince kişi korkudan çok cesaretini hissetmeye başlıyor.

Pirinç (Brass): Başkalarının duygularını yatıştıran bir metal. Çinkonun tersine çalışmasına rağmen aynı etkiyi sağlaması mümkün. Örneğin korku, cesaret gibi hisleri bir arada hisseden birisinin cesaret dışındaki bütün duygularını yatıştırınca ön planda gene cesaret kalıyor.

Bakır (Copper): Misting’leri arayıcı olarak biliniyor bu metali yakanların. Bu metal yakıldığında yaydıkları titreşimlerden diğer Allomancer’ları farketmeye başlıyor yakan kişi.

Bronz (Bronze): Bu metal de saklayıcı olarak bilinen Misting’lerin yaktığı metal. İki etkisi var, birincisi yakıldığında Allomancer’ın çevresinde kendisinin ve diğer Misting veya Mistborn’ların yaktığı metallerin titreşimlerini saklıyor; ikincisi de kullanıcısını duygusal etkilere karşı (Çinko ve Pirinç) tamamen koruyor.

 

Lord Ruler’ı yıkmak isteyen grubun lideri Kelsier bir Mistborn. Gruptaki diğer elemanlar da sırayla, bir başka Mistborn Vin, Sakinleştirici Breeze, Kalay yakan ve paralı bir asker olan Ham, bir Teneke-göz olan kimsenin anlamadığı bir aksanda konuşan Spook, saklayıcı olan Clubs, herhangi bir metali yakma özelliği olmamasına rağmen çok düzenli ve pratik olduğu için grubun vazgeçilmezi Dox. İşte bu grup, Kelsier’ın peşinde herkes tarafından imkansız kabul edilen bir görevi gerçekleştirmek için yola çıkıyorlar.

Kitapların bundan sonrasında olanlar gerçekten harika kurgulanıp, en sonunda şaşırtıcı bir güzellikle toparlanmış. Kitaplarda gerçekler ortaya çıktıkça, saklı veya bilinmeyenler gözler önüne serildikçe içimden helal olsun dedim bir kaç kez. Gerçekten de, şaşırtan, merak ettiren, heyecanla kendini takip ettiren ve çok orijinal bir kitap ortaya çıkarmış Brandon Sanderson.

Okumanızı tavsiye ediyorum.

.

2 Responses to “Brandon Sanderson – Mistborn serisi”

  1. İlginç bir kitapmış, Türkçeye çevrilmesiye ilgili herhangi bir yayınevinin bir girişimi var mı acaba?

    Senin okuduğun/dinlediğin hangi dildi?

  2. Selam Goksel,

    Turkce’ye simdiye dek bir kitabi cevrilmis Brandon Sanderson’in; o da Elantris adli kitabi. Su anda dinliyorum Elantris’i, o da oldukca ilginc bir kitap. Bu seri cevrilmediyse de cevrilecegini umuyorum yakinda.

    Benim dinledigim dil Ingilizce’ydi. Aslinda bir ara audiobook’larla ilgili ayri bir yazi yazacagim. Hemen hemen butun kitaplarin Ingilizce audiobook’larini bulmak mumkun cunku.

Leave a Reply