Dan Simmons – Hyperion

Posted by kitaplog

 

Rahim ÇETİNEL

 

Dan Simmons hakkında daha önce bir yazı yazmıştım. Hatta yazının sonunda diğer kitaplarını da muhakkak okumalıyım demiştim. Üstünden iki yıldan fazla geçmiş bu yazının ve açıkçası aradaki bu zamanda yazarın Hyperion adlı kitabını okumamış olduğum için üzüntülüyüm.

Birkaç hafta önce “Top 100 Sci-fi books” isminde bir sesli kitap koleksiyonı buldum ve indirdim. İncelediğimde içindeki pekçok kitabı okuduğumu gördüm. Hyperion bu kitaplar arasında değildi. Birinci kitabı ipod’a yükledim ve dinlemeye başladım. Birinci kitabın daha onda birini bitirmemişken serinin diğer dört kitabını da bulup indirdim ve ipod’da sıralarını bekliyorlar.

hyperion-1

 

Normalde bir seri hakkında, bütün serinin kitaplarını bitirmeden (Hyperion için bu toplam dört kitap demek) konuşmayı sevmiyorum ama Hyperion bu anlamda bir istisna olacak. Pek çok güzel kitap okudum, her birinin yeri ayrıdır ama Hyperion uzun süredir beni heyecanlandıran, dinlemek için sürekli fırsat bulmaya çalıştığım nadir kitaplardan birisi oldu. Şu anda yazarken bile bir yandan kitap hakkında düşünüyorum ve neler olabileceğini tahmin etmeye çalışıyorum. Aynı zamanda tekrar dinlemek için uygun zamanın gelmesini de sabırsızlıkla bekliyorum.

 

Hyperion birbirinden farklı ama birbiriyle bağlantılı 7 öyküyü içinde barındıran bir kitap. Bu çok doğru bir tanım olmadığı için tekrar deneyeyim. Roman, bir uzay gemisinde bir araya gelen, Hyperion isimli gezegene doğru giden 7 yolcunun (“hacı” olarak da tanımlamak mümkün çünkü kitapta “pilgrim” olarak bahsediliyor bu gruptan ve bunun en iyi karşılığı “hacı” aslında) derin uzayda yaptıkları yolculuklarının sonunda uyanması ve birbirleriyle karşılaşmalarıyla başlıyor. Aynı yere giden, umutsuz, üzgün, kırgın, kızgın, kırılmış yolcular bunlar. Yollarının sonunda hiçbirşey olmaması başlarına gelebilecek en iyi şeylerden birisi. Daha kötü ihtimaller arasında ölüm de var, ki grubun büyük kısmı için ölüm bir kurtuluş anlamına bile geliyor olabilir. Bu 7 hacı adayı neden orada olduklarını, neden Hyperion’a ve Shrike’a (birazdan bahsedeceğim) ulaşmaya çalıştıklarını, ne istediklerini, kısaca hikayelerini birbirlerine anlatmaya karar veriyorlar. Kura çekiyorlar ve 1’den 7’ye kadar numaralarla sıralanıyorlar. Roman boyunca her birinin hikayelerini dinliyoruz.

 

hyperion-3

Aynı zamanda bu hikayeler esnasında romanın geçtiği evrenin ayrıntılarını, geçmiş ve güncel olayları, politik ve kültürel ayrıntıları öğreniyoruz. Her hikaye ayrı bir güzelliğe sahip. Her hikaye önümüzde çizilen Hyperion dünyası resmini daha net, daha renkli, daha gerçekçi hale getiriyor. Empati sahibi bir okur olarak her hikaye okuyanı (benim durumumda dinleyeni) daha da üzüyor.

Hikaye sahiplerinden ve hikayelerden bahsetmeden önce biraz da romanın geçtiği evrenden bahsetmek gerek.

Zaman
Roman yaklaşık olarak günümüzden 800 yıl sonra 29. yüzyılda geçiyor.

 

Dünya
Bildiğimiz anlamda insanoğlunun ana vatanı olan Dünya gezegeni hatalı giden bir deney sonucu yokolmuş durumda.

 

Hegemonya (Egemenlik)
Bilinen anlamda devletler yerine gezegenler var artık. Gezegenler “The Hegemony” adı altında birleşmiş durumdalar ve gezegenler arası bir senato ve başında bir CEO tarafından yönetiliyorlar. Hegemonya’ya 135’den fazla gezegen, bu gezegenlerde yaşayan 200 milyara yakın insan var.

 

The Web (Ağ)
Bilim Yapay Zeka’nın gelişmesini başarmış, Yapay Zeka özgürlüğünü kazanmış durumda. Hegemonya’daki bütün gezegenler Ağ’a bağlılar, işlerin çok büyük kısmı bilgisayarlar tarafından yönetiliyor. İnsanlar her anlarında Ağ’a bağlılar. Bütün bilgisayarlar birbirine ve Ağ’a bağlılar. Sayısı bilinmese de oldukça yüksek sayıda Yapay Zeka var, insanlarla bir ortaklık içindeler ve aynı zamanda Senato’da danışmanlık ve karar alma hakları var. Yapay Zekaların tamamın oluşturduğu gruba kısaca The Core (Çekirdek) deniliyor. Aynı zamanda mevcut sistem yüzünen bilim, sanat gibi alanların neredeyse tamamında insan yaratıcılığı durmuş veya duraklamış durumda.

 

 

hyperion-5

 

Ulaşım ve İletişim
Keşfedilmiş Hawking motoru sayesinde ışık hızında veya daha yüksek hızlarda yolculuk yapmak mümkün, insanoğlu bu sayede yüzlerce gezegeni kolonileştirmeyi ve bunlara yerleşip yaşamayı başarmış durumda. Dahası “FarCaster” adı verilen sistem sayesinde aralarındaki mesafeden bağımsız olarak iki nokta arasında yolculuk yapmak mümkün. FarCaster kapılarını Stargate dizisindeki uzay kapılarına benzetmek mümkün. FarCaster’lar Çekirdek tarafından bulunmuş, üretilmiş durumdalar ve bütün kontrolleri Çekirdek üstlenmiş durumda. Dahası FarCaster’ların nasıl çalıştığı konusunda insanların bilgisi yok. Far Caster’lar gezegenler arası insanların dolaşımını, ürünlerin ticaretini mümkün kılıyor. Aynı zamanda birbirlerinden ışık yılı uzaklıktaki gezegenler arası anlık bilgi transferini de sağlıyor. Bu aynı zamanda FarCaster teknolojisinin Çekirdek ve Ağ için ne kadar hayati öneme sahip olduğunu gösteriyor.

 

 

hyperion-4

 

Ekonomi
Sistem Hegemony ve The Web’in üye ve koloni gezegenleri sömürmesi üzerine kurulu. İnsanoğlu ve Ağ (yapay zeka) kendilerine rakip olma ihtimali ne kadar az olursa olsun bütün rakipleri yoketme üzerine hareket ediyor. Bu yaklaşım sisteme dahil olmak istemeyen kolonileştirilmiş gezegenler için de, içinde başka canlıların yaşadığı gezegenler için de gerekli. Sisteme dahil olup sistemin kölesi olmak özendiriliyor. Sistemin dışında olmanın ise karşılığı kesin yokoluş. Hegemonyanın 400 yıllık tarihi insan ve yapay zekanın kanlı ve acımasız örnekleriyle dolu.

 

Ouster’lar (Atılmışlar)
Ağ ve Egemenlik tarafından pek bilinmeyen bir düşman Ouster’lar. Köklerinin insanlık uzaya açıldığında bir gezegene yerleşip onu kolonileştirmek yerine uzayın derinliklerine giden ve dönmeyenlerden geldiği sanılıyor.

 

Hyperion
Kitabın merkezinde, Ağ’ın ve Egemenliğin ise henüz dışında olan, bilinmeyi ve gizemi çok bir gezegen.

 

Shrike
Üç metre uzunluğunda, dört kollu, binlerce küçük gözü olan, zamanda ve mekanda hareket edebilen mekanik veya robotik olduğu düşünülen Hyperion’da ortaya çıkmış savaşçı. Kendisi ve hikayeleri etrafında kurulu bir kilise var ve Acının Efendisi (Lord of Pain) olarak adlandırılıyor.

 

 

hyperion-2

Şimdi bir de romanın kahramanları olan yedi kişilik ekipten kısaca bahsedelim:

Peder Lenar Hoyt (Birinci hikaye/Keşişin hikayesi: “Tanrı Diye Çığlık Atan Adam”)
Burada önce Peder Paul Dure’nin ve sonrasında da Peder Lenar Hoyt’un hikayesi anlatılıyor. 29. yüzyılda inananlarının sayısı oldukça azalmış olan kilisenin inançlarını ve Tanrı’yı arayan umutsuz ve üzgün iki rahibin hikayesi.

.
Albay Fedmahn Kassad (İkinci hikaye/Askerin hikayesi: “Savaş Aşıkları”)
En eski ve şu anda en az gelişmiş olan kolonilerden Mars’ta doğan ve büyüyen, gençlik yılları yokluk, suç ve sokak çeteleri içinde geçen, sonrasında asker olan ve müthiş başarılar gösteren Albay Kassad hikayesinde kimseyle asla paylaşmadığı en gizli sırrını, tek gerçek aşkını ve neden Hyperion’a geldiğini anlatıyor.

.
Martin Silenus (Üçüncü hikaye/Şairin hikayesi: “Hyperion kıtası”)
DÜnya daha yokolmadan önce orada doğmuş, çok zengin bir ailenin en küçük ve şımarık oğlu Martin küçüklüğünden beri şair olmak ister. Yaşadığı ve karşılaştığı akıl almaz zorluklar onu yüzyıllardır ortaya çıkmış tek gerçek şair olmaya yönlendiriyor. Hayatının amacı başladığı fakat henüz bitiremediği son ve en büyük eseri olan “Hyperion kıtası/şiiri”ni tamamlamak.

.
Sol Weintraub (Dördüncü hikaye/Akademisyenin hikayesi: “Lethe Nehrinin Tadı Acıdır”)
Hikayeler arasında beni en çok etkileyen ve üzen bu oldu. Küçük bir gezegende, bir üniversitede profesör olarak çalışan Sol’un, karısı Siri’nin ve kızları Rachel’ın hikayesi başlarda mükemmel bir çekirdek aile hikayesi olarak başlasa da, sonrasında Rachel’ın arkeolojik araştırmalar için Hyperion’a gitmesiyle ve geçirdiği kaza nedeniyle hayatları tamamen değişiyor.

.
Brawne Lamia (Beşinci hikaye/Dedektifin hikayesi: “Uzun Veda”)
Lusus isminde bir gezegende dedektif olarak çalışan Lamia için herşey bir öğleden sonra ofisine gelen ve kendisinin neden öldürüldüğünü araştırmasını isteyen bir Yapay Zeka cybrid’i (tamamen insan gibi etten ve kemikten ve DNA’dan oluşan fakat yapay zeka tarafından yönetilen kişi) ile başlıyor. Hikaye derinleştikçe Lamia için içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Bu hikaye de kahramanını Hyperion’a getiriyor.

.
Konsolos (Altıncı hikaye/Konsolos’un hikayesi: “Siri’yi Hatırlamak”)
Birinci roman, Konsolos’un gözünden anlatılıyor. Romanda ismi söylenmeyen tek karakter bu. Konsolos’un hikayesi de iki parçadan oluşuyor. Birinci parçasında kendi aile geçmişini başkasının hatıraları üzerinden anlatıyor. İkinci hikayede, kendinden, kariyerinden, geçmişinden, Egemenlik ve Ağ için yaptığı görevlerden, yönettiği gezegenlerden ve sonrasında seçimlerinden, neden Hyperion’da olduğundan bahsediyor. Hayalkırıklığı, derin bir üzüntü ile anlattığı hikayesi ile romandaki hikayaler sonra eriyor.

.

Grubub yedinci kişisi olan Ağaç-gemi kaptanının hikayesi romanda gelişen bazı olaylar yüzünden anlatılmıyor.

.
Umarım anlatıklarımla ilginizi çekmeyi başarmışımdır. Hyperion bilim kurgu severlerin muhakkak okuması gereken bir kitap.

.

 

 

Leave a Reply