<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>kitaplog.net &#187; Derya Oğuz</title>
	<atom:link href="http://kitaplog.net/category/konuk-okur/derya-oguz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://kitaplog.net</link>
	<description>Sakın kitap okumayın!!! Zehirlidir!.. Isırır!...</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Sep 2010 15:11:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Anita Amirrezvani – Çiçeklerin Kanı</title>
		<link>http://kitaplog.net/2009/08/13/anita-amirrezvani-%e2%80%93-ciceklerin-kani/</link>
		<comments>http://kitaplog.net/2009/08/13/anita-amirrezvani-%e2%80%93-ciceklerin-kani/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 Aug 2009 13:34:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kitaplog</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anita Amirrezvani]]></category>
		<category><![CDATA[Derya Oğuz]]></category>
		<category><![CDATA[Dram]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Edebiyati]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Eski İran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kitaplog.net/?p=1407</guid>
		<description><![CDATA[DERYA OĞUZ Bu kitapta, 17. yüzyıl İran’ında yaşayan köylü bir genç kızın dramatik öyküsü anlatılıyor. Yaşadığı dönemde dünyanın çevresinde dolaşmakta olan bir kuyruklu yıldızın getirdiği uğursuzluklar, annesi ve babası ile birlikte sürdüğü sakin ve huzurlu hayatı birden alt üst ediyor. Babasını kaybeden genç kız, köyde aç kalma korkusuyla, annesi ile birlikte bir akrabalarının yanına sığınmak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>DERYA OĞUZ</strong></span></p>
<p>Bu kitapta, 17. yüzyıl İran’ında yaşayan köylü bir genç kızın dramatik öyküsü anlatılıyor. Yaşadığı dönemde dünyanın çevresinde dolaşmakta olan bir kuyruklu yıldızın getirdiği uğursuzluklar, annesi ve babası ile birlikte sürdüğü sakin ve huzurlu hayatı birden alt üst ediyor. Babasını kaybeden genç kız, köyde aç kalma korkusuyla, annesi ile birlikte bir akrabalarının yanına sığınmak üzere başkent İsfahan’a gidiyorlar. Şah Abbas’ın hüküm sürdüğü bu dönemde, halı dokumacılığı sanatının en güzel örnekleri üretiliyor. Romanımızın kahramanı olan genç kız da, işte bu sanatın gizli ustalarından biri. Romanda bu genç kızın adının hiç belirtilmemiş olması, kitabın sonunda onun İran’ın bütün bilinmeyen, adsız zanaatkarlarına atfedildiği şeklinde, yazarın notu olarak belirtilmiş.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?AID=21567&amp;id=128454" target="_blank"><img class="size-full wp-image-1408 aligncenter" title="ciceklerinkani" src="http://kitaplog.net/wp-content/uploads/2009/08/ciceklerinkani.JPG" alt="ciceklerinkani" width="200" height="308" /></a> </p>
<p>Genç kız, Şah Abbas’ın halı imalathanelerinin başustalarından biri olan akrabası Gostaham’ın yanında sanatının bütün inceliklerini öğreniyor. Ancak annesi ile birlikte akrabalarının yanında sığıntı ve hizmetçi olarak yaşıyor olmaları, emeklerinin karşılığını almalarına engel olduğu gibi, kendileri hakkında alınacak bütün kararları da başkalarının inisiyatifine bırakıyor. Genç kızın bekareti ev sahiplerinin çıkarları doğrultusunda zengin bir adama satılıyor. <em>Muta</em> nikahı adı verilen bu geçici sözleşme, yine yazarın notunda belirtildiğine göre İran’da halen uygulanmakta olan bir evlilik çeşidi. Bir noktadan sonra <em>muta</em> nikahının yenilenmesini reddeden genç kız, annesi ile birlikte çok daha sefil durumlara düşüyor. Kuyruklu yıldız lanetinin bitmesi ile birlikte de, genç kız ve annesinin hayatı da yeniden düzene giriyor.</p>
<p> </p>
<p>Genel olarak baktığımda, basit bir kurgunun oldukça güzel anlatıldığı ve dönemin kültürel ve sosyal yapısının okuyucuya etkili bir şekilde hissettirildiği bu romanın, yine de gereğinden fazla uzun tutulmuş olduğunu söyleyebilirim. Bir genç kızın, emsalleri gibi kendi şartlarına uygun bir evlilik yapıp, dönemin yapısı gereği doğurabildiği kadar çok çocuk doğurup, bütün hayatını kocasının istekleri doğrultusunda geçirmek ve bu şekilde nispeten rahat bir hayat yaşamak yerine, içine sinmeyen durumlara baş kaldırması ve hayatını kendi sanatı üzerinden kazanmak istemesi, bana göre romanın en çarpıcı bölümüydü.</p>
<p> </p>
<p>Bu kitabı, benim gibi uzun bir tatil döneminde ve geniş zamanlarda okumanızı tavsiye ederim.</p>
<p> </p>
<p>.</p>
<div style="float:left;margin:0px 0px 0px 0px;"><a title="Post on Google Buzz" class="google-buzz-button" href="http://www.google.com/buzz/post" data-button-style="small-count" data-url="http://kitaplog.net/2009/08/13/anita-amirrezvani-%e2%80%93-ciceklerin-kani/"></a><script type="text/javascript" src="http://www.google.com/buzz/api/button.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kitaplog.net/2009/08/13/anita-amirrezvani-%e2%80%93-ciceklerin-kani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Marlo Morgan – Bir Çift Yürek</title>
		<link>http://kitaplog.net/2009/07/21/marlo-morgan-%e2%80%93-bir-cift-yurek/</link>
		<comments>http://kitaplog.net/2009/07/21/marlo-morgan-%e2%80%93-bir-cift-yurek/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Jul 2009 20:24:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kitaplog</dc:creator>
				<category><![CDATA[Derya Oğuz]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Edebiyati]]></category>
		<category><![CDATA[Macera]]></category>
		<category><![CDATA[Marlo Morgan]]></category>
		<category><![CDATA[Aborjin]]></category>
		<category><![CDATA[Avustralya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kitaplog.net/?p=1213</guid>
		<description><![CDATA[DERYA OĞUZ Yıllar önce okuduğum bu kitabı, burada bahsetmek üzere yeniden incelediğimde pek çok bölümünün altını çizmiş olduğumu gördüm. Bir çift yürek, adının çağrıştırdığı gibi bir aşk hikayesi değil. Kitapta esas olarak, bizim ‘ilkel’ diye tabir ettiğimiz, doğa ile iç içe yaşayan ve modern dünyanın etkilerinden kendilerini tamamen soyutlamış bir kabilenin derin felsefesi ve bilgeliği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">DERYA OĞUZ</span></strong></p>
<p>Yıllar önce okuduğum bu kitabı, burada bahsetmek üzere yeniden incelediğimde pek çok bölümünün altını çizmiş olduğumu gördüm. Bir çift yürek, adının çağrıştırdığı gibi bir aşk hikayesi değil. Kitapta esas olarak, bizim ‘ilkel’ diye tabir ettiğimiz, doğa ile iç içe yaşayan ve modern dünyanın etkilerinden kendilerini tamamen soyutlamış bir kabilenin derin felsefesi ve bilgeliği anlatılıyor.</p>
<p> </p>
<p>“<em>Avustralya Aborijinleri, hiç kuşku yok ki insanlığın evrim aşamasının en düşük düzeyli bir basamağına aittirler. Kendilerinin, eylemlerinin ve kökenlerinin güvenilir bir tarihsel belgesi yoktur; şu gün yeryüzünden silinip atılacak olsalar, arkalarında bir halkın varlığını kanıtlayacak tek bir sanat yapıtı bırakmamış olacaklardır. Ne var ki dünya tarihinin çok erken çağlarından beri Avustralya’nın geniş düzlüklerinde oradan oraya sürüklendikleri anlaşılmaktadır</em>.”</p>
<p> </p>
<p>Avustralya Aborijinleri, ansiklopedilerde ve çeşitli kaynaklarda bu şekilde tanımlanmış. Marlo Morgan, bir sağlık uzmanı olarak bilimsel çalışmalarını yürütmeye gittiği Avustralya’da, dört ay boyunca süren ve Avustralya çölünü boydan boya kat ettikleri yürüyüşte, işin aslının hiç de böyle olmadığını görüyor. Aborijinler’in esasında biz mutantlardan (mutant; Aborijinlerin değişime uğramış insanlar için yaptıkları tanım, kendilerine ise ‘Gerçek İnsanlar’ diyorlar) çok daha yüce değerlere sahip olduklarını görüyor ve izlenimlerini bize aktarıyor.</p>
<p> </p>
<p>İlkel kabilemiz, Morgan’ı kendilerince küçük bir testten geçirip, ona güvenebileceklerini anladıktan sonra onu aralarına alıyorlar. Morgan’ın bütün kıyafetleri yakıldıktan sonra, ayakkabısız olarak ve vücudunu kısmen örten tek parçalık bir giysi ile uzun yürüyüş başlıyor. Ayak derisinin doğal bir ayakkabıya dönüştüğü bu yolculukta, Morgan büyük acılar ve zorluklar yaşıyor. Karşılaşılan her türlü soruna ise Aborijinlerin bulduğu bir çözüm var. Doğal yaşama uyum ile ilgili bu kısımları geçip, Aborijinleri bizden ayıran ve asıl önemli olan bölümlere değinmek üzere birkaç örnek vereceğim:</p>
<p> </p>
<ul>
<li>Aborijinler bizim gibi doğum günlerini kutlamıyorlar. Onlar için kutlama “özel” bir durumu dile getiriyor. Yaşlanma ise kendiliğinden olan bir durum, herhangi bir çaba sarfetmeyi gerektirmiyor. Onlar bir başarıyı ve geçen yıla göre daha iyi, daha bilge olmayı kutluyorlar.</li>
</ul>
<p> </p>
<ul>
<li>Ticaret konusunda yaptıkları yorum ise şöyle; “<em>Ticaret mutantlar için bir tehlike halini almış. Sizin iş ve ticaret dünyanızın doğuşunun nedeni, insanların hep birlikte ve tek başlarına yapabileceklerinden daha mükemmel nesnelere sahip olabilmeleri, kendi yeteneklerini dile getirebilmeleri ve her bireyin bu para sistemi içerisinde bir konum sahibi olabilmesi. Ama artık iş dünyasının amacı, iş dünyasının içinde kalabilmek olmuş. Bu bize son derece tuhaf görünüyor çünkü biz ürünü gerçek bir şey olarak görürüz ve insanlar da gerçek şeylerdir ama iş gerçek bir nesne değildir. İş sadece bir kavramdır, sadece bir anlaşmadır, gene de işin amacı her şeye karşın iş yaşamında kalabilmektir. Bu tür inanışları anlayabilmek çok güç</em>”.</li>
</ul>
<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;"><a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?AID=21567&amp;id=76955" target="_blank"><img class="aligncenter" title="birciftyurek1" src="http://kitaplog.net/wp-content/uploads/2009/07/birciftyurek1.JPG" alt="birciftyurek1" width="264" height="381" /></a></span></strong></p>
<ul>
<li>Aborijin felsefesini yansıtan başka bir bölüm ise şöyle; “<em>Tüm insanlar bu dünyayı sadece ziyaret eden ruhlardır. Tüm ruhlar daima yaşayan varlıklardır. Öteki insanlarla tüm karşılaşmalar deneyimdirler ve tüm deneyimler sonsuza dek sürecek bağlantılardır. Gerçek İnsanlar her deneyimin çemberini kapatır. Mutantlardan farklı olarak bizler hiçbir çemberi açık bırakmayız. Eğer yüreğinde başka insanlara karşı kötü duygularla yürüyüp gidersen ve bu çember kapanmamışsa, bu yaşamının başka anlarında yinelenecektir. Bir kez değil, dersini alana dek defalarca acı çekersin. İncelemek, öğrenmek ve olanlardan ders alarak bilgelik kazanmak iyidir. Minnet duymak, senin deyiminle kutsamak ve huzur içinde yürüyüp gitmek iyidir”.</em></li>
</ul>
<p> </p>
<p>Tüm bu örnekler aslında Aborijinlerin modern dünyada olup biten her şeyden haberdar olduğunu da gösteriyor. Bunun yanında Aborijinler kin, nefret, hırs, kıskançlık, yalan söylemek, herhangi bir şeye sahiplenmek ya da bağlanmak gibi duygulara da sahip değiller. Örneğin genç bir kız bulduğu güzel bir çiçeği kolye yapıp boynuna taktıktan sonra, herkes onun etrafında toplanarak güzelliğini ve ona olan hayranlığını belli ediyor. Beğenilme duyguları tatmin olan genç kız, günün sonunda o çiçeği doğaya geri bırakıp yoluna devam ediyor. Çiçek nesnesi ile herhangi bir bağlılık geliştirmiyor, nihayetinde o çiçek de kendisi gibi  doğanın bir parçası. Bizlerin bazı nesnelere yüklediğimiz anlamları, verdiğimiz değeri, hatta bunlar için ödediğimiz vergileri düşününce, ilkel dediğimiz bir kabile ile aramızdaki farkın gerçek boyutu açıkça ortaya çıkıyor.</p>
<p> </p>
<p>Önce de söylediğim gibi, işaretlediğim ve altını çizdiğim pek çok bölüm var bu kitapta. Son olarak ‘Gerçek İnsanlar’ın, bizlerin yeryüzünü ve birbirimizi yok etmeye bir son vermemiz için dua ettiklerini de belirterek, sizleri diğer ayrıntıları ve Aborijinlerin derin felsefesini öğrenmek ve kendi değerlerimizle karşılaştırmak üzere, bu güzel kitabı okumaya davet ediyorum.</p>
<p> </p>
<p><strong>Dipnot:</strong> Bu kitapta anlatılan olayların gerçek mi yoksa kurgu mu olduğu konusunda şüpheliyim. Kitapta yazılana göre, gerçek yaşantılar üzerine kaleme alınmış, ancak şahsi izlenimlerim tüm anlatılanların gerçek olamayacağı yönünde. Birkaç kitapta daha aynı kuşkuyu yaşamıştım ama bu noktaya çok takılmadan da çok şey öğrenilebilir ve okumaktan zevk alınabilir diye düşünüyorum.</p>
<p> </p>
<p>.</p>
<p><!-- rahim / google analytics icin--></p>
<p><script type="text/javascript">// <![CDATA[
var gaJsHost = (("https:" == document.location.protocol) ? "https://ssl." : "http://www.");
document.write(unescape("%3Cscript src='" + gaJsHost + "google-analytics.com/ga.js' type='text/javascript'%3E%3C/script%3E"));
// ]]&gt;</script><br />
<script type="text/javascript">// <![CDATA[
try {
var pageTracker = _gat._getTracker("UA-9954500-1");
pageTracker._trackPageview();
} catch(err) {}
// ]]&gt;</script></p>
<p><!-- rahim / google analytics icin--></p>
<div style="float:left;margin:0px 0px 0px 0px;"><a title="Post on Google Buzz" class="google-buzz-button" href="http://www.google.com/buzz/post" data-button-style="small-count" data-url="http://kitaplog.net/2009/07/21/marlo-morgan-%e2%80%93-bir-cift-yurek/"></a><script type="text/javascript" src="http://www.google.com/buzz/api/button.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kitaplog.net/2009/07/21/marlo-morgan-%e2%80%93-bir-cift-yurek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Elif ŞAFAK &#8211; BABA VE PİÇ</title>
		<link>http://kitaplog.net/2009/01/05/elif-safak-baba-ve-pic/</link>
		<comments>http://kitaplog.net/2009/01/05/elif-safak-baba-ve-pic/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Jan 2009 08:01:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kitaplog</dc:creator>
				<category><![CDATA[Derya Oğuz]]></category>
		<category><![CDATA[Dram]]></category>
		<category><![CDATA[Elif Şafak]]></category>
		<category><![CDATA[Macera]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Edebiyati]]></category>
		<category><![CDATA[Baba ve Pic]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kitaplog.net/?p=514</guid>
		<description><![CDATA[KONUK OKUR: Derya OĞUZ   Kitap okumak, yalnızca kitabın okunduğu süreçte eğlenceli bir eylem değildir. Okunan bir kitabın ardından yorum yapmak ve dahası, başkalarının yorumlarını dinlemek ve okumak da, en az o kitabı okumak kadar keyiflidir. Böylelikle, konuk okur olarak Kitaplog’daki ilk yazıma, bu ortama duyduğum sempatiyi belirterek başlamış bulunuyorum.   Elinize bir kitap geçtiğinde, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUK OKUR: Derya OĞUZ</strong></p>
<p> </p>
<p>Kitap okumak, yalnızca kitabın okunduğu süreçte eğlenceli bir eylem değildir. Okunan bir kitabın ardından yorum yapmak ve dahası, başkalarının yorumlarını dinlemek ve okumak da, en az o kitabı okumak kadar keyiflidir. Böylelikle, konuk okur olarak Kitaplog’daki ilk yazıma, bu ortama duyduğum sempatiyi belirterek başlamış bulunuyorum.</p>
<p> <br />
Elinize bir kitap geçtiğinde, önce kitabın kapağını ve boyutunu incelersiniz. Kapak tasarımı, kitabın adı ve yazarı yeteri kadar ilginizi çektiyse kitabın arkasını çevirir, kitap hakkında biraz daha bilgi edinirsiniz. Elinizdeki kitaba dair bu ilk izlenimleriniz, sizi kitabı okumaya ya da aldığınız yere geri bırakmaya iter. Baba ve Piç, her şeyden önce kapak tasarımıyla dikkat çeken bir kitaptır. Bundan sonrasında anlatacaklarım, kişisel yorumlarım olmakla birlikte, olay örgüsünü ve kitaptan bölümleri de içerebilir. Bu anlamda kitabı henüz okumamış olanları uyarır, onlara kitabı –olumsuz eleştirdiğim yönleri bulunsa da- okumalarını tavsiye eder, iyi okumalar dilerim.</p>
<p> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: center"><img class="size-full wp-image-515 aligncenter" title="Elif Safak - Baba ve Pic" src="http://kitaplog.net/wp-content/uploads/2009/01/babavepic1.jpg" alt="Elif Safak - Baba ve Pic" width="339" height="452" /><br />
 </p>
<p>Yarılmış bir narın içinden görünen nar taneleri, kitapta sıkça bahsedilen, hatta bir bölümünde tarifi verilen aşurenin malzemelerinden biri. Kitabın her bölümü aşurenin malzemelerinden birinin adıyla başlıyor; tarçın, vanilya, toz şeker, fındık, fıstık vs. Ancak, kitabı bir bütün olarak düşünürsek, aşurenin, oldukça kuvvetli tasarlanmış olan kurgu içerisinde anlamlı bir yer bulamadığını söyleyebilirim. Hatta yazarın -ya da karakterlerin- aşure sevgisinden öte bir bütünlüğün sezilmediğini de ekleyebilirim. Bu kopukluk, Nuh’un Gemisi öyküsünün anlatıldığı bölümde de açıkça görülüyor. Öyküyü anlatan karakter, insanlık tarihindeki bütün önemli olayların aşure günü vuku bulduğunu söylüyor ve ardından soruyor; “Söyle bakalım, Ermenilerin en önemli günü nedir?” Bunun üzerine okuyucu olarak, kitabın ana teması olan Ermeni meselesinin –en azından tarihsel olarak- aşureye bağlanmasını bekliyorsunuz. Gelen cevap ise ilgisiz bir şekilde; “24 Nisan 1915, Soykırım.” … ve yazarımız burayı kahramanının dilinden şu şekilde geçiştiriyor; “Hadi bakalım ne yapacaksın, bu senin aşure takvimine hiç uymadı.”  Tabii burada çok geniş bir çerçeveden bakıp, ‘kitapta çok şeyden bahsedilmiştir, tarih vardır, Ermeni meselesi vardır, geçmişsizlik vardır, piçlik vardır, din vardır, cinler periler vardır, vs. vs. vardır, bunların hepsini birleştirirsen aşureye benzer’ demek de mümkündür, ya da ‘kitapta anlatılan Ermeni ve Türk ailelerinin, köklerinde birbirine bağlandığının ispatı olan altın broş nar şeklindeydi, nar da aşurenin malzemesiydi’ de denilebilir, ancak bunları okuyucu olarak açıkçası tatmin edici bulmuyorum.</p>
<p> <br />
İlk kez okuduğum Elif ŞAFAK’ı edebi anlamda çok beğendiğimi söyleyemem. Tabii ‘Gizli Gay Köşe Yazarı, Alkolik Karikatürist, Alkolik Karükaristin Hayatla Kavgalı Karısı, Aşırı Milliyetçi Filmlerin Gayri Milliyetçi Senaristi’ gibi tamlamalar bir roman karakterlerinin isimleri olarak çok güzeldi, hakkını vermek gerekir. Roman genel olarak akıcı bir dille yazılmış olmakla birlikte, anlatım bozukluklarından ötürü bazı bölümlerde afalladığım da oldu. Kitabın orijinali ‘The Bastard of Istanbul’ adıyla İngilizce olarak yazılmış, sonradan Türkçeye çevrilmiş. Türklere ve Türklüğe hakaret ettiği ve aşağılamalar yaptığı gerekçesiyle dava edilmiş, beraat etmiş. Bu noktada, mahkemenin verdiği kararı olumlu bulduğumu belirtmek isterim. Kitapta her iki tarafın, meseleye bakış açılarının objektif olarak yansıtıldığını düşünüyorum. Konu, Ermeni asıllı Amerikalı bir ailenin kızı olan Armanuş’un, geçmişini araştırmak üzere Türkiye’ye gelmesi, müslüman-Türk Kazancı ailesine konuk olması ekseninde işleniyor. Armanuş, Kazancı ailesinin torunu olan yaşıtı Asya ile birlikte, ‘Anuş Ağacı’ isimli chat odasında Amerikalı Ermeniler ile bağlantı kuruyor ve tartışmalar burada gerçekleşiyor. Başta ateşli bir Türk düşmanı olan Baron, tartışmaların finalinde, artık Türklerin yapılan haksızlığı kabullenmeleri, Ermenilerin de ‘mazlum’ kimliğinin keyfini sürme alışkanlığına son vermesi gerektiğini söylüyor. Tabii bundan önce Asya’nın -temsilcimiz olarak- konuşmaları da var; “Soykırım aşırı ağır, fazlasıyla yüklü bir kelime. Sistematik, örgütlü ve belli bir ırkçı felsefeye dayandırılan topyekün yok etme faaliyeti demek. Doğrusu o  sırada  Osmanlı devletinin böyle bir yapısı olduğuna emin değilim, ama Ermenilere yapılan haksızlığın farkındayım.  Bakın ben tarihçi değilim. Bu konularda bilgim sınırlı ve yanlı. Ama kabul edin sizinki de öyle. Bu durumda yapılacak şey geleceğe bakmak, onu farklı kılmak.” Burada bir de özür dileme olayı var ki,  son dönemde gündemde olan ‘Ermeniler’den özür diliyorum’ kampanyasını başlatanların bu kitaptan ve davadan mı ilham aldıklarını merak etmekteyim. </p>
<p> </p>
<p>Son olarak romandaki ensest olayına değineceğim. Kitap boyunca Asya’nın yaşadığı piçlik duygusu oldukça etkileyici bir biçimde anlatılıyor. Romanın ortalarından itibaren baba’nın kim olduğunu tahmin ediyorsunuz ancak içten içe tahmininizin doğru çıkmamasını diliyorsunuz. Burada bana garip gelen nokta, ensest ilişkinin, iki kardeşin kavgası sırasında birden gerçekleşiverdiği şeklinde anlatılması oldu. Sanki bu olayın öncesi ve nedenleri yokmuş gibi, sanki her an herkesin başına gelebilirmiş gibi, o kadar olağanmış gibi… Ayrıca romanın sonunda……….. Neyse, çok bile anlattım. Önce de söylediğim gibi, olumsuz eleştirdiğim yönlerine rağmen, etkilendiğim ve okumaktan keyif aldığım bir kitap oldu Baba ve Piç. </p>
<p>.</p>
<p>.</p>
<p>.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p><!-- rahim / google analytics icin--></p>
<p><script type="text/javascript">
var gaJsHost = (("https:" == document.location.protocol) ? "https://ssl." : "http://www.");
document.write(unescape("%3Cscript src='" + gaJsHost + "google-analytics.com/ga.js' type='text/javascript'%3E%3C/script%3E"));
</script><br />
<script type="text/javascript">
try {
var pageTracker = _gat._getTracker("UA-9954500-1");
pageTracker._trackPageview();
} catch(err) {}</script></p>
<p><!-- rahim / google analytics icin--></p>
<div style="float:left;margin:0px 0px 0px 0px;"><a title="Post on Google Buzz" class="google-buzz-button" href="http://www.google.com/buzz/post" data-button-style="small-count" data-url="http://kitaplog.net/2009/01/05/elif-safak-baba-ve-pic/"></a><script type="text/javascript" src="http://www.google.com/buzz/api/button.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kitaplog.net/2009/01/05/elif-safak-baba-ve-pic/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
