<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>kitaplog.net &#187; Dram</title>
	<atom:link href="http://kitaplog.net/category/turler/dram/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://kitaplog.net</link>
	<description>Sakın kitap okumayın!!! Zehirlidir!.. Isırır!...</description>
	<lastBuildDate>Sat, 19 May 2012 08:31:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Meave Binchy &#8211; Yıldızlı Ve Yağmurlu Geceler</title>
		<link>http://kitaplog.net/2012/03/15/meave-binchy-yildizli-ve-yagmurlu-geceler/</link>
		<comments>http://kitaplog.net/2012/03/15/meave-binchy-yildizli-ve-yagmurlu-geceler/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Mar 2012 05:26:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kitaplog</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünya Edebiyati]]></category>
		<category><![CDATA[Derya Deniz]]></category>
		<category><![CDATA[Dram]]></category>
		<category><![CDATA[Maeve Binchy]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kitaplog.net/?p=2233</guid>
		<description><![CDATA[Derya DENIZ &#160; &#160; Param mı çoktu da bu kadının kitaplarının tekmilini birden aldım bilmem. Acaba hangi gaflet anıma denk geldi, düşündükçe hala içim cız ediyor. Oysa çok masum bir istekti, sadece kafam dağılsın istemiştim. Meave Binchy&#8217;nin şimdilik ilk ve son okuduğum kitabı. Kitap beni öyle çok bunaltmış ki, yazarın diğer kitaplarını okumaktan fellik fellik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Derya DENIZ</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Param mı çoktu da bu kadının kitaplarının tekmilini birden aldım bilmem. Acaba hangi gaflet anıma denk geldi, düşündükçe hala içim cız ediyor. Oysa çok masum bir istekti, sadece kafam dağılsın istemiştim. Meave Binchy&#8217;nin şimdilik ilk ve son okuduğum kitabı. Kitap beni öyle çok bunaltmış ki, yazarın diğer kitaplarını okumaktan fellik fellik kaçar oldum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://kitaplog.net/wp-content/uploads/2012/03/maevybinchy.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2234" title="maevybinchy" src="http://kitaplog.net/wp-content/uploads/2012/03/maevybinchy.jpg" alt="" width="620" height="348" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;<br />
Küçük ve sevimli bir Yunan adasında birbirlerini daha önceden tanımayan farklı ülkelerden iki erkek ve iki kadın. Tatil, kafa dinleme, hayattan kaçış ve yeni bir başlangıç gibi sebeplerden adada bulunan bu insanlar, ada sakinleriyle de gayet içli dışlı olurlar. Herkesin bir derdi var, herkes birbiriyle dost, yaşama sevinci, kuşlar, ağaçlar, böcekler, otlar ve her şey güzel olacak.</p>
<div style="float: right; margin-left: 10px;"><a href="http://twitter.com/share?url=http://kitaplog.net/2012/03/15/meave-binchy-yildizli-ve-yagmurlu-geceler/&via=&text=Meave Binchy - Yıldızlı Ve Yağmurlu Geceler&related=:&lang=en&count=horizontal" class="twitter-share-button">Tweet</a><script type="text/javascript" src="http://platform.twitter.com/widgets.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kitaplog.net/2012/03/15/meave-binchy-yildizli-ve-yagmurlu-geceler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vladimir Nabokov &#8211; Lolita</title>
		<link>http://kitaplog.net/2011/07/19/vladimir-nabokov-lolita/</link>
		<comments>http://kitaplog.net/2011/07/19/vladimir-nabokov-lolita/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 19 Jul 2011 20:18:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kitaplog</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünya Edebiyati]]></category>
		<category><![CDATA[Dram]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Bengisu]]></category>
		<category><![CDATA[Vladimir Nabokov]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kitaplog.net/?p=2200</guid>
		<description><![CDATA[Murat BENGİSU &#160; Bu kitabı okumaya Orhan Pamuk&#8217;un, Manzaradan Parçalar adlı eserini okuduktan sonra karar verdim. Orhan Pamuk&#8217;un 2010&#8242;da yayınlanan kitabı bazı yazı ve söyleşilerinden seçmeler içeriyor. Manzaradan Parçalar&#8216;ı okuduktan sonra Orhan Pamuk&#8217;un edebiyatla ilişkisini çok daha iyi anladığımı söyleyebilirim. Orhan Pamuk, kitabında başka yazarların romanlarından önem verdiklerini de ele alıyor, hem yazarlar hem de önemli romanları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Murat BENGİSU</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu kitabı okumaya Orhan Pamuk&#8217;un, <em>Manzaradan Parçalar</em> adlı eserini okuduktan sonra karar verdim. Orhan Pamuk&#8217;un 2010&#8242;da yayınlanan kitabı bazı yazı ve söyleşilerinden seçmeler içeriyor. <em>Manzaradan Parçalar</em>&#8216;ı okuduktan sonra Orhan Pamuk&#8217;un edebiyatla ilişkisini çok daha iyi anladığımı söyleyebilirim. Orhan Pamuk, kitabında başka yazarların romanlarından önem verdiklerini de ele alıyor, hem yazarlar hem de önemli romanları ile ilgili bazen kısa bazen ayrıntılı yorumlar yapıyor. Bu yazarlar arasında Dostoyevski, Stendhal ve Nabokov gibi birkaçının üstünde çok durduğunu gördüm. Lolita&#8217;yı da bu nedenle okumaya karar verdim. Aslında bu kitaba önyargılı olarak başladığımı kabul etmeliyim. Çünkü konusu pek de kolaylıkla yenilir yutulur bir konu değil. Lolita romanı iki kez de filme uyarlanmış (Stanley Kubrick, 1962; Adrian Lyne, 1997), bu nedenle oldukça tanınan bir eser ve konusunu bilenler çoktur.</p>
<p><a href="http://kitaplog.net/wp-content/uploads/2011/07/lolita1.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2201" title="lolita1" src="http://kitaplog.net/wp-content/uploads/2011/07/lolita1.jpg" alt="" width="460" height="276" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Filmlerini izlemedim ama romanın neden skandal yaratmaya yatkın olduğunu anlamak için konusunu bilmek gerekiyor. Roman kahramanı Humbert Humbert adında orta yaşlı bir İngiliz Edebiyatı öğretmeni. (Bu arada bazı ayrıntıları unuttuğum için Wikipedia&#8217;dan da biraz kopya çektiğimi itiraf ediyorum ama oradaki ayrıntılar doğru). Avrupa&#8217;lı bir aileden gelen Humbert Polonyalı bir kadınla yaşadığı mutsuz bir evlilikten sonra soluğu ABD&#8217;de küçük bir kasabada alıyor. Orada evini kiraladığı dul bir kadının 12 yaşındaki kızına tutuluyor. Bu küçük kıza olan ilgisi duygusal olmakla birlikte büyük oranda cinsellik de içeriyor. Humbert sadece Lolita&#8217;ya değil, ergenliğe yeni yeni giren birçok kıza da aynı oranda ilgi gösteriyor. Sonuçta romanı ilginç kılan ögelerden birisi bu tutkunun günümüzde tabu sayılması. İlk kez yayınlandığı yıllarda büyük olasılıkla daha da büyük engeller vardı. İlk başta Nabokov bu kitabı ABD&#8217;de yayınlayacak bir yayınevi bulamamış ve bu yüzden 1955&#8242;te ilk basımı Paris&#8217;te yapılmış. Ancak üç yıl sonra,1958&#8242;de kitap yazarın o sırada vatandaşı olduğu ABD&#8217;de yayınlanabilmiş. Nabokov Rus asıllı bir yazar ve Humbert Humbert gibi o da bir süre Avrupa&#8217;da yaşadıktan sonra ABD&#8217;ye göç etmiş.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://kitaplog.net/wp-content/uploads/2011/07/lolita3.jpeg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2203" title="lolita3" src="http://kitaplog.net/wp-content/uploads/2011/07/lolita3.jpeg" alt="" width="434" height="500" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kitabı roman olarak başarılı kılan yönü bence yazarın duyguları, olayları ve bunların geçtikleri yerleri şairane ve esprili bir dille betimleyebilmesi. Çok sattıran yönü belki kitabın tartışılan, tabu yönleri. Bir erkek okur olarak kitabı okurken ve keyif alırken Humbert Humbert&#8217;in suç ortağı olduğum hissine kapıldığım veya bunu okumam doğru mu diye kendimi sorguladığım olmadı değil. Fakat kitabı bir sanat ürünü olarak ele alıp o şekilde okumak daha doğru diye düşünüyorum. Yazarın (veya olayları anlatan Humbert&#8217;in) kendisi de bazen kendisini ve aykırı duygularını eleştiriyor ve kendisini kınıyor. Ama öte yandan birçok kere bu duyguları haklı çıkarmaya da çalışıyor. Son zamanlarda Lolita romanının Heinz von Lichberg adlı tanınmayan bir Alman yazarın 1916&#8242;da yayınlanmış kısa bir öyküsünden esinlendiği yönünde yorumlar okudum. Bu öykünün <a href="http://www.arlindo-correia.com/lolita_de.html" target="_blank">İngilizcesini</a> internetten buldum ve okudum. İlginç bir öykü ama romanla tek benzerliği kızın adı ve orta yaşlı bir adamın yaşı çok küçük olan (yaşı verilmemiş) bir kıza aşık olması. Sonuç olarak Lolita çok ilginç ve çok başarılı bir roman. Kitap 20. yüzyılın en başarılı romanları arasında üst sıralarda yer alıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<div style="float: right; margin-left: 10px;"><a href="http://twitter.com/share?url=http://kitaplog.net/2011/07/19/vladimir-nabokov-lolita/&via=&text=Vladimir Nabokov - Lolita&related=:&lang=en&count=horizontal" class="twitter-share-button">Tweet</a><script type="text/javascript" src="http://platform.twitter.com/widgets.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kitaplog.net/2011/07/19/vladimir-nabokov-lolita/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Jose Saramago &#8211; Körlük</title>
		<link>http://kitaplog.net/2011/02/08/jose-saramago-korluk/</link>
		<comments>http://kitaplog.net/2011/02/08/jose-saramago-korluk/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Feb 2011 11:16:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kitaplog</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünya Edebiyati]]></category>
		<category><![CDATA[Dram]]></category>
		<category><![CDATA[Jose Saramago]]></category>
		<category><![CDATA[Nilay Göktuna]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kitaplog.net/?p=2136</guid>
		<description><![CDATA[  Nilay Göktuna   Portekiz&#8217;li ünlü yazar Jose Saramago&#8217;nun okuduğum ilk kitabı olan körlük konu, yazılış, karakterler ve ele alınış biçimiyle oldukça farklı bir kitap. Kitabın en büyük sıkıntısı karakterlerin isminin olmaması, konuşma monolog ayraçlarının ve pragrafların olmayışı. Evet yanlış okumadınız kitapta birsürü insan ve rol var fakat bir tane bile isim yok. Yazar bunun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Nilay Göktuna</span></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong> </strong></p>
<p>Portekiz&#8217;li ünlü yazar Jose Saramago&#8217;nun okuduğum ilk kitabı olan körlük konu, yazılış, karakterler ve ele alınış biçimiyle oldukça farklı bir kitap. Kitabın en büyük sıkıntısı karakterlerin isminin olmaması, konuşma monolog ayraçlarının ve pragrafların olmayışı. Evet yanlış okumadınız kitapta birsürü insan ve rol var fakat bir tane bile isim yok. Yazar bunun sebebini kurgunun evrenselleşebilmesi açısından olduğunu söylüyor.</p>
<p>Yazar &#8220;liberal demokrasi&#8221;nin insanları sürüklediği sağlıksız ortamı, körlük imgesini kullanarak anlatmaya çalışmış. Bu kitabın sonrasında yazılan bir de &#8220;Görmek&#8221; adlı bir kitap var, onu henüz okumadım; körlüğün devamı niteliğinde yazılmış, yine varolan toplum sorunlarındaki çatışmayı ele almış yazar.</p>
<p>Kitaptaki karakterlere birsüre sonra adapte oluyorsunuz; birinci kör, birinci körün karısı, göz doktoru, göz doktorunun karısı, gözü bantlı adam, eczacı kalfası, şehla bakışlı çocuk, siyah çerçeveli gözlüklü kız, vb. isimlere birsüre sonra alışıyosunuz..</p>
<p style="text-align: center;"> <a href="http://kitaplog.net/wp-content/uploads/2011/02/korluk.jpg"><img class="size-full wp-image-2137 aligncenter" title="korluk" src="http://kitaplog.net/wp-content/uploads/2011/02/korluk.jpg" alt="" width="300" height="466" /></a></p>
<p>Kitabın konusuna gelirsek: Arabasını sürmekte olan birey ışıklara gelip durduğunda birden bire kör olur fakat bu körlüğün normalden farkı etrafı bembeyaz görmesidir. Avaz avaz bağırır ve onu evine götüren yardımsever vatandaş da adamı eve bırakıp gittikten sonra kör olur. Birinci körün gittiği doktor da akşam eve geldiğinde kör olur ve bu dalga yavaş yavaş yayılmaya başlar, insanlar etrafı sütbeyazı görmektedir. Bu durumda bir tek doktorun karısı körlük yaşamaz ve devlet duruma müdahale etmekte gecikmez. Kör olan vatandaşları tek tek evden alıp sözde tedavi merkezi olan bir akıl hastanesine tıkarlar. Doktorun karısı kocasını tek bırakmamak için kör numarası yapıp eşiyle birlikte kapatıldıkları yere gider ve yazar olayları, o büyük kaosları kadının gözüyle anlatmaya başlar.</p>
<p>Çok geçmeden  gruplaşmalar, kötü niyetli insanlar, çeteler, tecavüz olayları körler hastanesinde patlak verir ve devlet bu duruma müdahale etmez. Aksine kendilerine bir adım daha fazla yaklaştı diye bu kör insanları acımasızca öldürmeye bile başlarlar. Doktorun karısı bütün iyi niyeti ve kalp güzelliğiyle insanlara yardım etmeye başlar ve sonunda devlet dahil bütün ülke körlüğe mahkum olur. Açlık, cinayet bütün insana özgü uzuvlar bir bir yok olur bu kaosta. Hastanede çıkan yangınla iki gündür aç olan bireylerimiz birlik olup kaçarlar ve doktorun karısı dış dünyada bitmişliği görünce yerle bir olur. Aç kalan sokak köpekleri insanları yemeye başlamıştır, şehir leş kokmaktadır, su, elektrik, ekmek, yemek, ev vb. herşey tükenmiştir. Doktorun karısının önderliğiyle ayakta kalmaya çalışan bu 7-8 kişilik çekirdek grup neden kör olduklarını yavaş yavaş anlamaya, gerçek benliklerini bulmaya başlamışlardır. Bu körlük aslında kalplerinin ne kadar köreldiğini, acımasızlaştıklarını, açgözlü olduklarını, paylaşmayı bilmediklerini anlamalarını sağlar ve en önemlisi koşulsuz sevmeyi öğrenirler.</p>
<p>Kitabın konusu böyle okumanızı kesinlikle öneririm. Yeni bir yorumda görüşmek üzere&#8230;</p>
<p> .</p>
<div style="float: right; margin-left: 10px;"><a href="http://twitter.com/share?url=http://kitaplog.net/2011/02/08/jose-saramago-korluk/&via=&text=Jose Saramago - Körlük&related=:&lang=en&count=horizontal" class="twitter-share-button">Tweet</a><script type="text/javascript" src="http://platform.twitter.com/widgets.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kitaplog.net/2011/02/08/jose-saramago-korluk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Jodi Picoult &#8211; Cam Çocuk</title>
		<link>http://kitaplog.net/2011/01/14/jodi-picoult-cam-cocuk/</link>
		<comments>http://kitaplog.net/2011/01/14/jodi-picoult-cam-cocuk/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Jan 2011 15:57:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kitaplog</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünya Edebiyati]]></category>
		<category><![CDATA[Dram]]></category>
		<category><![CDATA[Jodi Picoult]]></category>
		<category><![CDATA[Nilay Göktuna]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kitaplog.net/?p=2122</guid>
		<description><![CDATA[  Nilay Göktuna   Bu kitabı okuyalı uzun zaman olmasına rağmen konusu ve duygusu itibariyle bendeki varlığını sürdürmeye devam ediyor.  Jodi Picoult kitaplarının ortak özelliği olayları birçok kişinin gözünden bakarak anlatması, çok farklı karakterler kullanması, çocukları uğruna ebeveynlerin neler yapabileceklerini çarpıcı bir dille anlatması ve sonlarının şaşırtıcı bir biçimde bitmesidir ve bununla ünlüdürler. Kitabı bitirirsiniz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kitaplog.net/wp-content/uploads/2011/01/camcocuk.jpg"></a> </p>
<p style="text-align: center;">
<strong><span style="color: #ff0000;">Nilay Göktuna</span></strong></p>
<p> <br />
Bu kitabı okuyalı uzun zaman olmasına rağmen konusu ve duygusu itibariyle bendeki varlığını sürdürmeye devam ediyor.  Jodi Picoult kitaplarının ortak özelliği olayları birçok kişinin gözünden bakarak anlatması, çok farklı karakterler kullanması, çocukları uğruna ebeveynlerin neler yapabileceklerini çarpıcı bir dille anlatması ve sonlarının şaşırtıcı bir biçimde bitmesidir ve bununla ünlüdürler. Kitabı bitirirsiniz fakat konuyu kafanızda bitiremezsiniz; psikolojik baskısı okur üzerinde şiddetle devam eder. Var olan toplumsal rahatsızlıkları ve hastalıkları gerçeğe yatkın bir biçimde anlatması yazarın konumunu benim gözümde ve gönlümde ayrı bir noktaya getirmiştir.<br />
 <br />
Cam çocuk kitabında baş karakterimiz Willow, &#8220;Osteogenesis Imperfecta&#8221; hastalığıyla dünyaya gelen bir bebektir. Yani vücudundaki kemikler sürekli kırılıp durmaktadır küçük Willow&#8217;un. Anne Charlotte, baba Sean ve abla Amelia&#8217;dan oluşan bu çekirdek ailenin yaşamı Willow&#8217;un kırıklarıyla birlikte fırtınalı bir hayata doğru sürüklenir. Willow&#8217;un öksürürken, yürürken sürekli bir yerlerinin kırılıp durması ve bu hastalığın gerçekten de var olduğunu bilmek beni derinden etkileyip sürekli gözlerimin dolmasına sebep olmuştu. Aynı zamanda anne ve babanın sürekli Willow&#8217;la ilgilenmeleri, ergenlik çağındaki Amelia&#8217;yi psikolojil bunalıma itmiştir. Amelia her yemekten sonra kendini kusturan, vücuduna kesikler atan asabi bir genç kız olup çıkmıştır. Kitaptaki ana karakterlerden anne Charlotte, kızı Willow için bütün şartları zorlayan nerdeyse bir doktor kadar bilgisi olan bir ebeveyn haline gelmiştir.<br />
 </p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://kitaplog.net/wp-content/uploads/2011/01/camcocuk.jpg"><img class="aligncenter" title="camcocuk" src="http://kitaplog.net/wp-content/uploads/2011/01/camcocuk.jpg" alt="" width="332" height="500" /></a></p>
<p> <br />
Kitabın konusu ailenin ülke dışına çıkıp farklı bir tatil geçirmek istemesiyle başlar. Willow burada babasının elini bırakır ve ilk adımında sendeleyerek yere düşer ve vücudundaki çoğu kemik kırılır ve komaya girer. Farklı bir ülkede olan aile Willow&#8217;un hastalık bilgi raporunu yanlarına almayı unuttunca Willow&#8217;un cam çocuk olduğunu kanıtlayamazlar ve doktor ilk tanıda ailenin çocuklarını yıllardır dövdüklerini düşünür, çünkü çocuğun vücudunda eski kırıklarda vardır ve polise çocuğun şiddet gördüğünü anlatır ve aileyi hapse atarlar. Amelia de çocuk esirgeme kurumuna verilir. Gerçek hemen anlaşılır aile hapisten çıkar ama babanın gururu çok incinmiştir ve ülkesine döner dönmez dava açmak ister ve bir avukata giderler. Avukat böyle bir davayı kazanamayacaklarını anlatır ama onlara farklı bir teklifte bulunur. Teklif şudur: willow&#8217;a hamileyken kontrollerde çocuğun hastalıklı olacığını doktorunuz size söylemiş miydi çünkü erken teşhisle çocuğun hayatına son verilebilirdi. Aile doktorları ise en yakın arkadaşları olan Piper&#8217;dır. Anne Charlotte 7. ayda söylendiğini ve hamileliğine son verilemediğini söyler. Avukat hastayı zamanında uyarmadığı için Dr. Piper&#8217;a dava açabileceklerini ve çok yüklü bir tazminat kazanabileceklerini anlatır. Ve kitap burda başlar&#8230;.<br />
 <br />
Bu kitabı kesinlikle okuyun derim, insanı derinden yakalayan ve siz olsaydınız ne yapardınız sorusuna okyucusunu sürekli sürükleyen bir kitap&#8230;  Bir tarafta kırılgan çocuk Willow, ilgisizlikle büyüyen abla Amelia, karısının ilgisizliğinden sıkılan baba ve en yakın arkadaşı Piper&#8217;ı kaybetmek üzere olan anne Charlotte&#8230;.</p>
<div style="float: right; margin-left: 10px;"><a href="http://twitter.com/share?url=http://kitaplog.net/2011/01/14/jodi-picoult-cam-cocuk/&via=&text=Jodi Picoult - Cam Çocuk&related=:&lang=en&count=horizontal" class="twitter-share-button">Tweet</a><script type="text/javascript" src="http://platform.twitter.com/widgets.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kitaplog.net/2011/01/14/jodi-picoult-cam-cocuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Necib Mahfuz &#8211; Miramar</title>
		<link>http://kitaplog.net/2011/01/10/necib-mahfuz-miramar/</link>
		<comments>http://kitaplog.net/2011/01/10/necib-mahfuz-miramar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Jan 2011 08:34:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kitaplog</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünya Edebiyati]]></category>
		<category><![CDATA[Dram]]></category>
		<category><![CDATA[Filiz Kışlacık]]></category>
		<category><![CDATA[Necib Mahfuz]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kitaplog.net/?p=2114</guid>
		<description><![CDATA[Filiz Kışlacık   İstanbul&#8217;dan Ankara&#8217;ya yolculuğum sırasında okuduğum bu kitabı, yemedim, içmedim, hemen tanıtayım dedim:)Tesadüfi aldığım ama çok beğendiğim bir kitap Miramar. 1988 Nobel edebiyat ödülüne sahip bu eser Mısır&#8217;ın İskendiriye şehrinde değişik ekonomik ve politik görüşlere sahip bir grup insanın yaşamları ve birbirleriyle olan ilişkilerini anlatmakta. Çeşitli nedenlerle sürgün hayatı yaşayan bir grup insanın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Filiz Kışlacık</span></strong></p>
<p> <br />
İstanbul&#8217;dan Ankara&#8217;ya yolculuğum sırasında okuduğum bu kitabı, yemedim, içmedim, hemen tanıtayım dedim:)Tesadüfi aldığım ama çok beğendiğim bir kitap Miramar. 1988 Nobel edebiyat ödülüne sahip bu eser Mısır&#8217;ın İskendiriye şehrinde değişik ekonomik ve politik görüşlere sahip bir grup insanın yaşamları ve birbirleriyle olan ilişkilerini anlatmakta.</p>
<p>Çeşitli nedenlerle sürgün hayatı yaşayan bir grup insanın yolu, Miramar Pansiyonu&#8217;nda kesişir. 1960&#8242;lı yılların Mısır&#8217;ında devrim her kesimi farklı şekillerde etkilemiş ve değişik bakış açıları yaratmıştır. Emekli bir gazeteci olan Emir Vecdi  ömrünün son demlerini geçirmek için geldiği bu yerde huzuru ararken, diğer pansiyonerlerin gelmesiyle olaylar silsilesi içinde bulur kendini. Mariana Miramar&#8217;ın eski ihtişamlı günlerin özlemini çekerken, yeni konuklarına ev sahibeliği yapmanın heyecanını yaşamaktadır. Köyünden kaçan güzel Zühre&#8217;nin çalışmak için pansiyona gelmesi ve diğer konukların onunla kurdukları ilişki, dönemin siyasi ve sosyal gerçeklerini yansıtmaktadır.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://kitaplog.net/wp-content/uploads/2011/01/miramar.jpg"><img class="size-full wp-image-2115 aligncenter" title="miramar" src="http://kitaplog.net/wp-content/uploads/2011/01/miramar.jpg" alt="" width="270" height="403" /></a></p>
<p> </p>
<p>Tolba Marzuk devrimden sonra tüm varlığını haciz konmuş bir aristokrattır. Yeni düzene alışamamış bir devrim karşıtıdır ve hayatını devam ettirmeye çalışmaktadır. Emir Vecdi ile eski tanışıklıkları vardır ve farklı bakış açılarına sahiptirler. Hüsnü Allam; toprak sahibi, zengin bir gençtir. Bir diploma sahibi olmamanın eksikliğini duymaktadır. Çünkü zaman  bilim, ilim ve eğitim devridir. Mansur Bahi İskendiriye radyosunda çalışmakta olan ve kendi içinde çelişkiler yaşayan, evli bir kadına aşık bir gençtir. Serhan El Bahari ise okumuş, çalışan, herkesle iyi anlaşmaya çabalayan ve aynı zamanda kısa yoldan zengin olmak isteyen ve bu yolda herşeyi denemeye hazır biridir.<br />
 </p>
<p>İşte öyle&#8230;<br />
 </p>
<p>Yazar, Mısır&#8217;ın çeşitlilikle çatışmanın iç içe geçtiği bir dönemini, akıcı bir dille anlatmış bizlere. Çabucak biten bir kitap:) Şöyle yazdıklarımı okuyunca &#8220;Hani nerede bu kitabın akıcılığı?&#8221; diyebilirsiniz diye düşündüm:) Ben size sıkıcı bir kitap tanıtır mıyım hiç? Ben kefilim:)</p>
<p>Keyifli okumalar, görüşmek üzere&#8230;</p>
<div style="float: right; margin-left: 10px;"><a href="http://twitter.com/share?url=http://kitaplog.net/2011/01/10/necib-mahfuz-miramar/&via=&text=Necib Mahfuz - Miramar&related=:&lang=en&count=horizontal" class="twitter-share-button">Tweet</a><script type="text/javascript" src="http://platform.twitter.com/widgets.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kitaplog.net/2011/01/10/necib-mahfuz-miramar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Jodi Picoult &#8211; Anlaşma</title>
		<link>http://kitaplog.net/2010/10/22/jodi-picoult-anlasma/</link>
		<comments>http://kitaplog.net/2010/10/22/jodi-picoult-anlasma/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Oct 2010 11:52:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kitaplog</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünya Edebiyati]]></category>
		<category><![CDATA[Dram]]></category>
		<category><![CDATA[Filiz Kışlacık]]></category>
		<category><![CDATA[Jodi Picoult]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kitaplog.net/?p=1987</guid>
		<description><![CDATA[  Filiz KIŞLACIK   Zekice bir kurgu daha Jodi Picoult`tan. Yazar bu eserinde, diğer kitaplarında olduğu gibi yine aile ilişkilerini konu alarak okuyucularına&#8221; çocuklarımızı ne kadar tanıyoruz &#8220;sorusunu yöneltmekte. Kendi dünyamızda hayal ettiğimiz bir çocuk mu görüyoruz, yoksa ayrı bir birey olduğunu kabul ederek mi yaklaşıyoruz? Çok iyi dost olan iki ailenin çocukları beraber büyürler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Filiz KIŞLACIK</span></strong></p>
<p> </p>
<p>Zekice bir kurgu daha Jodi Picoult`tan. Yazar bu eserinde, diğer kitaplarında olduğu gibi yine aile ilişkilerini konu alarak okuyucularına&#8221; çocuklarımızı ne kadar tanıyoruz &#8220;sorusunu yöneltmekte. Kendi dünyamızda hayal ettiğimiz bir çocuk mu görüyoruz, yoksa ayrı bir birey olduğunu kabul ederek mi yaklaşıyoruz?</p>
<p>Çok iyi dost olan iki ailenin çocukları beraber büyürler ve beklendiği üzere büyüdüklerinde birbirlerine aşık olurlar. Yaşamlarında hiçbir sorun yokmuş gibi görünürken gece yarısı gelen telefonla iki ailenin de hayatları altüst olur. Emily, başından aldığı kurşun yarasıyla ölmüştür; silah Chris`in babasına aittir ve içinde bir tane daha kurşun vardır. Chris bunun &#8220;intihar anlaşması&#8221; olduğunu söyler; ikinci kurşun kendisi içindir. Soruşturmayı yürüten dedektif durumdan şüphelenerek Chris`i cinayet suçlamasıyla tutuklar. Emily`nin annesi kızının intihar edebileceğine ihtimal bile vermemektedir. Bu olaydan Chris`i sorumlu tutar ve iki ailenin arası bir daha düzelmemek üzere açılır. Hayalleri olan, birbirine seven iki genç insan; biri parmaklıklar ardında, diğeri ise dönülmez bir yolda. Böyle bir olayın yaşanmasının, Emily ve Chris`in bu çıkmaza girmesinin sebebi ne olabilir? Çocuğunuzun intiharın eşiğinde olduğunu anlayabilir misiniz? Ya da planlı bir şekilde cinayet işleyebileceğine ihtimal verebilir misiniz?</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://kitaplog.net/wp-content/uploads/2010/10/Anlasma.jpg"><img class="size-full wp-image-1988 aligncenter" title="Anlasma" src="http://kitaplog.net/wp-content/uploads/2010/10/Anlasma.jpg" alt="" width="170" height="269" /></a> </p>
<p> </p>
<p>Her iki aile için de bu dramın yaşanması süpriz olmakla beraber, çocuklarının haliyeti ruhiyeleri hakkında hiçbir fikirlerinin olmadığını anlamak acı bir deneyim olsa gerek. Bazen sadece görmek istediklerimizi görürüz. Sorunları hissettiğimiz zaman, çözmek yerine yokmuş gibi davranmak ve kendimizi buna inandırmak kolayımıza gelir aslında. Hele ki mevzu bahis bir insanın evladı ise, onun uçurumun kenarında olduğunu kabul etmek, hatta kötü şeyler yapabileceğine inanmak daha da zordur. İnsanın en değerli varlığı hiç şüphesiz ki kendi canı olan çocuğudur; fakat unutmamak gerekir ki, o ayrı bir bireydir. Yaptığı herşeyden sorumlu olamayacağımız gibi, her zaman yanında olduğumuzu hissettirmek, güven vermek, duygu ve düşüncelerini önemsemekse elimizdedir.</p>
<p>Duygusal gerilimin bir an bile azalmadığı akıcı bir eser. Picoult, çarpıcı konuları ele almasıyla  ve uslubundaki ustalık sayesinde okuyucuları kendisine bağlamayı başarabilen bir yazar. Genel olarak bir romanı kurgularken, tek bir kahramanın değil de her karakterin kendi ağzından duygularını aktarmasıyla, olaya birçok açıdan bakabilmemizi sağlıyor.<br />
İlgilenenlerin beğenilerine sunulur.</p>
<p>Keyifli okumalar,sevgiler&#8230;</p>
<div style="float: right; margin-left: 10px;"><a href="http://twitter.com/share?url=http://kitaplog.net/2010/10/22/jodi-picoult-anlasma/&via=&text=Jodi Picoult - Anlaşma &related=:&lang=en&count=horizontal" class="twitter-share-button">Tweet</a><script type="text/javascript" src="http://platform.twitter.com/widgets.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kitaplog.net/2010/10/22/jodi-picoult-anlasma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Chris Cleave &#8211; Küçük Arı</title>
		<link>http://kitaplog.net/2010/10/07/chris-cleave-kucuk-ari/</link>
		<comments>http://kitaplog.net/2010/10/07/chris-cleave-kucuk-ari/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 07 Oct 2010 13:45:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kitaplog</dc:creator>
				<category><![CDATA[Chris Cleave]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Edebiyati]]></category>
		<category><![CDATA[Dram]]></category>
		<category><![CDATA[Filiz Kışlacık]]></category>
		<category><![CDATA[Macera]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kitaplog.net/?p=1970</guid>
		<description><![CDATA[Filiz Kışlacık   Uluslararası en çok satanlar listesine giren bu kitap hakkında benimde söyleyeceklerim var. Kitap sitelerini takip edenler ya da kitapçıları gezenler bilir, ne kadar tanıtımının yapıldığını. İlk üç sayfasının sırf övgü sözleriyle dolu olmasından veya kitabın kapağında &#8220;Bir sonraki Uçurtma Avcısı&#8221; yazmasından dolayı almadım; çünkü hediye geldi:) Arka kapağında diyor ki &#8220;Bu kitabı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Filiz Kışlacık</span></strong></p>
<p> <br />
Uluslararası en çok satanlar listesine giren bu kitap hakkında benimde söyleyeceklerim var. Kitap sitelerini takip edenler ya da kitapçıları gezenler bilir, ne kadar tanıtımının yapıldığını. İlk üç sayfasının sırf övgü sözleriyle dolu olmasından veya kitabın kapağında &#8220;Bir sonraki Uçurtma Avcısı&#8221; yazmasından dolayı almadım; çünkü hediye geldi:) Arka kapağında diyor ki &#8220;Bu kitabı okuduğunuzda herkese anlatmak isteyeceksiniz. Bunu yaptığınızda, lütfen, neler olduğunu anlatmayın; çünkü bütün büyü olayların akışında&#8230;&#8221; Bende o etkiyi yaratmadı.<br />
 <br />
Kitabı açtığınızda şöyle bir yazıyla karşılaşıyorsunuz: &#8220;İngiltere zulüm ve çatışmadan kaçan insanlara güvenli bir sığınak sağlama geleneği ile gurur duymaktadır.&#8221; Gözlerim yaşardı, keşke burda olsaydınız da gözümden damlayan iki damla yaşa şahit olsaydınız! Lakin bayım aklıma bir şey takıldı, şuna cevap verebilir misiniz? Nijerya ile ilk olarak 18. yüzyılda Portekiz ve İngiliz sömürgeciler ilgilenmeye başladılar. Afrika&#8217;nın diğer bölgelerinde yaptıkları gibi Nijerya&#8217;ya gelerek yerli insanları alıp köle olarak çalıştırılmak üzere Avrupa&#8217;ya taşıyorlardı. İngilizler 19. yüzyılın başlarından itibaren Nijerya ile doğrudan ilgilenmeye ve kurdukları ticari kuruluşlar vasıtasıyla bu ülkeye yerleşmeye başladılar. İngiliz sömürgeciler 1861 Ağustosunda Lagas iskelesini ele geçirdiler. 1866&#8242;da &#8220;Lagas Sömürge ve Himayesi&#8221; adıyla bir sömürge bölgesi oluşturdular. 1900 yılına kadar Nijerya topraklarının tamamı İngiliz işgaline geçti. 1 Ekim 1960&#8242;a kadar da İngiliz işgali altında kaldı. Bunları yapanlar da siz değil miydiniz? Diogenes&#8217;in de söylediği gibi aslında; &#8220;gölge etmeyin başka ihsan istemiyoruz sizden&#8230;&#8221;</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://kitaplog.net/wp-content/uploads/2010/10/kucuk-ari.jpg"><img class="size-full wp-image-1971 aligncenter" title="kucuk ari" src="http://kitaplog.net/wp-content/uploads/2010/10/kucuk-ari.jpg" alt="" width="250" height="388" /></a></p>
<p> <br />
Nijerya&#8217;lı bir genç kız ile İngiliz bir kadın ağzıyla yazılmış kitap. Hikayede, ikiside gazeteci olan Sarah ile Andrew çiftinin bir de oğulları vardır. Yalnız evliliklerinde sorunlar yaşamaktadırlar. Üçüncü bir kişinin hayatlarına girmesiyle (Lawrence) ayrılık noktasına gelen çift, ilişkilerini kurtarmak için tatile gitmeye karar verirler. Çalıştığı dergide Sarah&#8217;ya, Nijerya tatili için teklif gelmiştir. Hiç tanımadıkları bu ülkeye gitmenin heyecanına kapılarak yola çıkarlar. Gittikleri yerde otel çevresinin haricinde bir yere gitmelerine kendi güvenlikleri açısından izin verilmemektedir. Lakin çiftimiz, yasaklar delinmek içindir felsefesinden yararlanarak, bir gece plajda dolaşmaya çıkarlar. Bunun akabinde koşarak yanlarına iki genç kız gelir (Küçük Arı ve ablası) ve kendilerine yardım etmelerini isterler. Peşlerinde bir takım adamlar vardır. Köyleri, petrol şirketinin adamları tarafından yakılmış, tüm insanlar katledilmiş ve bunları gören kızları öldürmek istemektedirler. Bundan sonra olaylar gelişir. Andrew&#8217;in ülkesine döndükten sonra, ki  bitmek bilmeyen bunalımı, Küçük Arı&#8217;nın İngiltere&#8217;ye kaçması ve bir mülteci kampında iki sene kalması, oradan illegal yollarla çıkıp, bu çifti tekrar bulmasıyla devam etmekte hikaye.<br />
Petrol şirketinin özel mi yoksa devlete mi ait olduğunu, olayların nasıl geliştiği hakkında bir bilgi vermemiş bize yazar. Hikaye çok yüzeysel geldi bana. Ayrıca Nijerya tarihi hakkında küçük bir araştırma yapıldığında bu ülkede herşeyden önce siyasi bir istikrarsızlık söz konusu ve bir çok ihtilale, sömürüye maruz kalmış. Aynı zaman içerisinde %51&#8242;nin müslüman, geri kalan nüfusunun Hristiyan ve az miktarda da  Yahudi ile diğer dinlere mensup insanların yaşadığını görmekteyiz. Nijerya bünyesinde, Hausalar, Yorubalar ve İbolar olmak üzere değişik etnik gruplar barındırmakta. Hikayede Küçük Arı&#8217;da İbo etnik grubuna ait. Nijerya&#8217;lı bir kız hakkında hikaye yazıldığında konunun daha inandırıcı olması bakımından bu bilgilere de yer verilmesi kitabı daha anlamlı kılardı bana göre. Bunları neden söylüyorum; bir sonraki &#8220;Uçurtma Avcısı&#8221; denildiği için. Sözü geçen bu kitapta, Afganistan&#8217;ın siyasi geçmişi ve etnik yapısı hakkında yeterince bilgi verilmiş ve bu şekilde hikaye kurgulanmıştı.                            </p>
<p>Tabii ki her kitapta olduğu gibi burada da bir emek söz konusu.Ve benimde emeğe karşı saygım sonsuz. Sürç-i lisan ettiysek af ola diyorum ve eklemek istiyorum: Halkların hiçbir suçu yoktur, yalnız şu da vardır ki çıkarları doğrultusunda, güçsüzü ezme, zulüm etme politikasına göz yummak da yanlıştır. Biz  herkesi seviyoruz çünkü dünyada bir insanın dahi mutsuz ve  çaresiz olması tüm kainatı etkiler&#8230;</p>
<p>İşte böyle&#8230;</p>
<p>İlginizi çekerse, dili akıcı, sürükleyici ve bir erkeğin, kadın ağzıyla hikayeyi yazması, işlemesi bakımından da gayet başarılı, bilginize sunulur.</p>
<p>Mutlu günler dileğiyle, sevgiler&#8230;.</p>
<div style="float: right; margin-left: 10px;"><a href="http://twitter.com/share?url=http://kitaplog.net/2010/10/07/chris-cleave-kucuk-ari/&via=&text=Chris Cleave - Küçük Arı&related=:&lang=en&count=horizontal" class="twitter-share-button">Tweet</a><script type="text/javascript" src="http://platform.twitter.com/widgets.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kitaplog.net/2010/10/07/chris-cleave-kucuk-ari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>James McBride &#8211; Suyun Rengi</title>
		<link>http://kitaplog.net/2010/10/01/james-mcbride-suyun-rengi/</link>
		<comments>http://kitaplog.net/2010/10/01/james-mcbride-suyun-rengi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Oct 2010 14:19:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kitaplog</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünya Edebiyati]]></category>
		<category><![CDATA[Dram]]></category>
		<category><![CDATA[Filiz Kışlacık]]></category>
		<category><![CDATA[James McBride]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kitaplog.net/?p=1954</guid>
		<description><![CDATA[  Filiz KIŞLACIK   Nasıl alıp, ne zaman okuduğumu hatırlamadığım ama hiç aklımdan çıkmayan, hayatımda okuduğum en anlamlı kitaplardan biridir Suyun Rengi. Kalbimizi yumuşatan, insan olduğumuzu hatırlatan bu eser James Mc Bride tarafından beyaz annesine ithaf edilmiştir. Kitapta beni en çok etkileyen siyah çocuğun, beyaz annesine sorduğu &#8220;Ben beyaz mıyım, yoksa siyah mı&#8221;sorusu üstüne, annesinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Filiz KIŞLACIK</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p>Nasıl alıp, ne zaman okuduğumu hatırlamadığım ama hiç aklımdan çıkmayan, hayatımda okuduğum en anlamlı kitaplardan biridir Suyun Rengi. Kalbimizi yumuşatan, insan olduğumuzu hatırlatan bu eser James Mc Bride tarafından beyaz annesine ithaf edilmiştir. Kitapta beni en çok etkileyen siyah çocuğun, beyaz annesine sorduğu &#8220;Ben beyaz mıyım, yoksa siyah mı&#8221;sorusu üstüne, annesinin verdiği cevaptır.&#8221;Sen bir insansın. Buna inan ve kendini eğit, yoksa hiçbirşey olamazsın! Siyah hiçbirşey mi? Yoksa yalnızca hiçbir şey mi? Hiçbir şeysen ne renk olduğunun ne önemi var?&#8221;<br />
 <br />
Milletler ve dinler üzerine kurulmuştur topluluklar. Kendinden olma durumuyla yaklaşırız insanlara genellikle. Belki de bu ortak değerleri paylaşmanın verdiği içgüdüsel bir davranıştır. Ama farklılıklara saygı göstermemek onlara kendi doğrularımızı kabul ettirmeye çalışmak herşeyden önce insanlık onuruna sürülen kara bir lekedir. Yüzyıllardır aynı topluluk içinde yaşamış farklı ırklara sahip insanların ortak bir payda da birleştiğini görmedik mi? Peki daha sonra bu insanların birbirlerini katlettiğine şahit olduk değil mi? Peki neden? Ne gibi bir dedimiz olabilir ki; sırf farklı dine, dile, millete hatta renge sahip diye mi? Hayır, sırf birileri öyle istiyor diye. Yaşlı dünyamızda kısacık insan ömrüne baktığımızda gördüklerimiz güzellikten daha çok güçlü olma davası yüzünden yaşanan acılardır. Kendi sınırlarının haricinde başka toprakların zenginliğine göz dikilen emperyalist zulmün akabinde kayan hayatlardır. Birbirlerine kışkırtarak kendi çıkarı doğrultusunda kazanç sağlayan, sömüren, asimile eden bir takım güçlerin oyunu mudur yoksa? Ne uğruna yitip gidiyor hayatlar&#8230; Hani der ya Hayyam &#8220;Niceleri geldi neler istediler. Sonunda dünyayı bırakıp gittiler. Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi? O gidenlerde hep senin gibiydiler. Bu dünya kimseye kalmaz bilesin. Er geç kuyusunu kazar herkesin. Tut ki, Nuh kadar yaşadın zor bela. Sonunda yok olacak sen değil misin?&#8221;</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://kitaplog.net/wp-content/uploads/2010/10/suyunrengi.jpg"><img class="size-full wp-image-1956 aligncenter" title="suyunrengi" src="http://kitaplog.net/wp-content/uploads/2010/10/suyunrengi.jpg" alt="" width="150" height="218" /></a></p>
<p>Kitabımıza geçecek olursak, birbirlerine seven iki genç. Biri siyah, diğeri beyaz; bu yetmiyormuş gibi biri hristiyan diğeri yahudi. İki toplukluk tarafından da kabul görmeyen bir aşk. Tüm itirazlara rağmen evleniyorlar ve beyaz annenin tam 12 tane siyah çocuğu oluyor. Kocasının erken yaşta ölmesiyle çocuklarını tek başına yetiştirmeye çalışan bir anne, üstelik siyahların dışlandığı bir dönemde. Kendilerine ne siyah mahallesinde ne de yahudi mahallesinde yer bulabiliyorlar. Dışlanan, kalabalık ama herşeye rağmen birbirlerine bağlı bir aile. Ve tüm çocuklarının üniversiteye gitmesini sağlayan, birer meslek sahibi yapmayı başaran, herşeyden önemlisi &#8220;insan&#8221; olarak yetiştiren yoksul, direnişçi, yahudi, beyaz bir kadın. Kitapta hem James&#8217;in hem de annesinin ağzından hikaye anlatılmakta.<br />
 </p>
<p>&#8220;Ölü olmakla diri olmak arasında ne büyük fark var. Bir insanın diğer insana verebileceği en büyük şey yaşamdır. En büyük günahsa başkasının hayatını elinden almaktır. Bunun dışında, dünyada insanların inanmayı ve bu inanca dayanarak öldürmeyi ve nefret etmeyi seçtiği ne kadar kural ve din varsa, hiç birinin önemi yoktur, hepsi boş sözlerdir.&#8221;<br />
 </p>
<p>Mutlaka okunması gerektiğine inandığım bir kitap. Önyargılara karşı mücadelenin asaletini hissedecek, akabinde başarının hazzını duyacağınız bu eserin kitaplığınızdaki yerinin ayrı olacağını düşünmekteyim.</p>
<p>İlginize sunulur, keyifli okumalar.<br />
                                                                                          <br />
Görüşmek üzere, sevgiler&#8230;</p>
<div style="float: right; margin-left: 10px;"><a href="http://twitter.com/share?url=http://kitaplog.net/2010/10/01/james-mcbride-suyun-rengi/&via=&text=James McBride - Suyun Rengi&related=:&lang=en&count=horizontal" class="twitter-share-button">Tweet</a><script type="text/javascript" src="http://platform.twitter.com/widgets.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kitaplog.net/2010/10/01/james-mcbride-suyun-rengi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ha Jin &#8211; Bekleyiş</title>
		<link>http://kitaplog.net/2010/09/21/ha-jin-bekleyis/</link>
		<comments>http://kitaplog.net/2010/09/21/ha-jin-bekleyis/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Sep 2010 07:36:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kitaplog</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünya Edebiyati]]></category>
		<category><![CDATA[Dram]]></category>
		<category><![CDATA[Filiz Kışlacık]]></category>
		<category><![CDATA[Ha Jin]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kitaplog.net/?p=1935</guid>
		<description><![CDATA[  Filiz KIŞLACIK   Kitabın konusu iki kadın arasında kalmış bir erkekmiş gibi dursada Çin&#8217;in gelenekleri ve devrim şartlarını eleştirer gözle anlatmış bize Ha Jin. Yazar hikayeyi ustalıkla hikayeleştirmekle birlikte, çok akıcı olmamasına rağmen merakımızı cezb etmeyi başarmaktadır. İdeolojilerin fikren ne kadar insancıl olsa da uygulamaya geçtikten sonraki aksaklıkları aktarmaya çalışmış bazen de. Bana göre [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Filiz KIŞLACIK</span></strong></p>
<p> </p>
<p>Kitabın konusu iki kadın arasında kalmış bir erkekmiş gibi dursada Çin&#8217;in gelenekleri ve devrim şartlarını eleştirer gözle anlatmış bize Ha Jin. Yazar hikayeyi ustalıkla hikayeleştirmekle birlikte, çok akıcı olmamasına rağmen merakımızı cezb etmeyi başarmaktadır. İdeolojilerin fikren ne kadar insancıl olsa da uygulamaya geçtikten sonraki aksaklıkları aktarmaya çalışmış bazen de. Bana göre ise hayatı zorlaştıran da, yaşamaya değer yapan da insandır. Kişinin en büyük düşmanı yine kendisi değil midir?<br />
 <br />
Lin Kong askeri doktordur. Anne, babasının ısrarı üzerine iyi huylu, sade, geleneklerine bağlı, köylü kızı Shuyu ile evlenir ve bir kızları olur. Tayinin çıkması üzerine başka bir şehre gider ve köyüne sadece yılda 10 gün gelebilmektedir. Buraya kadar işiyle meşgul, sade bir hayat sürer, ta ki hemşire Manna&#8217;ya aşık olana kadar. Köye gidip karısını boşanmaya ikna etmek ister ama Shuyu buna razı değildir ve bekleyiş başlar. Hastane kurallarına göre evli veya nişanlı olmadan el ele yüremek bile yasaktır ve gizli bir aşk yürütmenin zorluklarını yaşamaktadırlar.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-1936 aligncenter" title="bekleyis" src="http://kitaplog.net/wp-content/uploads/2010/09/bekleyis.jpg" alt="" width="327" height="475" /></p>
<p>Lin&#8217;i hikayenin başından sonun kadar hep bir tatminsizlik içinde görüyoruz. Batı kültürüne yakın ama gelenekçi bir yapıdaymış gibi görünse de aslında elini taşın altına koymayan bir karakter. Neticede kendisine uygun görmediği bir evlilik yapması hem kendisine en çok da karşısında ki insana haksızlıktır. Shuyu&#8217;nun sırf sessiz, köylü bir kadın olması Lin&#8217;in istediği zaman evlenip, istemediği zaman da boşanabilme hakkını vermemektedir. İşte yazar gelenekleri ve modernliği insanların ne kadar yanlış değerlendirdiğini anlatmaya çalışmış bana göre. Manna kültürlü, çalışan, devrimci, rahat ve modern kadını temsil ediyor. Peki bu kadar donanımlı bir kadının başka bir kadının duygularını ve haklarını ihlal etmesi  çelişki değil mi?<br />
 <br />
Kitapta bürokrasiye göndermeler yapmakla beraber, her ne kadar kanunlardan korksalar da aslında kendileriyle yüzleşmekten kaçmakta olduklarını görüyoruz. Shuyu  sessiz bir karakter olsa da istemediği bir durum karşısında insanların ne kadar direnişçi olduğunu kanıtlar nitelikte. Yani siz siz olun kimseyi hafife almayın.<br />
 <br />
Manna &#8220;ağlama yüreğim yar gelmez, gelse de artık farketmez&#8221; mi diyecek, yoksa Shuyu &#8220;aşk sarhoşu oldun nedensiz terk ettin beni, dönme geriye istemem seni&#8221; mi diyecek? Değişik  kültür ve yaşam tarzları tanımak isterseniz okumanızı öneririm.</p>
<p>İlginize sunulur, sevgiler&#8230;</p>
<div style="float: right; margin-left: 10px;"><a href="http://twitter.com/share?url=http://kitaplog.net/2010/09/21/ha-jin-bekleyis/&via=&text=Ha Jin - Bekleyiş&related=:&lang=en&count=horizontal" class="twitter-share-button">Tweet</a><script type="text/javascript" src="http://platform.twitter.com/widgets.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kitaplog.net/2010/09/21/ha-jin-bekleyis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mario Puzo &#8211; Sicilyalı</title>
		<link>http://kitaplog.net/2010/08/30/mario-puzo-sicilyali/</link>
		<comments>http://kitaplog.net/2010/08/30/mario-puzo-sicilyali/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Aug 2010 07:46:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kitaplog</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünya Edebiyati]]></category>
		<category><![CDATA[Dram]]></category>
		<category><![CDATA[Filiz Kışlacık]]></category>
		<category><![CDATA[Macera]]></category>
		<category><![CDATA[Mario Puzo]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kitaplog.net/?p=1913</guid>
		<description><![CDATA[  Filiz Kışlacık  Geçmiş zamanda okuduğum halde hala en sevdiğim kitap unvanını koruyabilen bir esedir Sicilyalı. &#8220;The Godfather&#8221; (Baba) ile beni kendisine bağlayan, ardından tüm kitaplarını okumama neden olan yazar, bu tarz romaların duayenidir. Puzo &#8220;Karanlık Arena&#8221; olan ilk kitabı ile geniş kitlelere yayılamamış daha sonra bütün varlığını ortaya koyarak yazdığı &#8220;The Godfather&#8221;ile tabiri caizse [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"> <br />
<strong><span style="color: #ff0000;">Filiz Kışlacık</span></strong> </p>
<p>Geçmiş zamanda okuduğum halde hala en sevdiğim kitap unvanını koruyabilen bir esedir Sicilyalı. &#8220;The Godfather&#8221; (Baba) ile beni kendisine bağlayan, ardından tüm kitaplarını okumama neden olan yazar, bu tarz romaların duayenidir. Puzo &#8220;Karanlık Arena&#8221; olan ilk kitabı ile geniş kitlelere yayılamamış daha sonra bütün varlığını ortaya koyarak yazdığı &#8220;The Godfather&#8221;ile tabiri caizse turnayı gözünden vurup, Amerika ve tüm dünyada çok satanlar listesinin lideri olmayı başarmıştır. Daha sonra sinemaya uyarlanan eser bomba etkisi yaratmış, büyük başarılara imza atıp bu alanda da kendisini kanıtlamayı başarmıştır. Bilindiği üzere 1973 yılında Marlon Brondo &#8220;The Godfather&#8221; rolündeki başarısından dolayı Oscar&#8217;a layık görülmüş, törene kendisi gitmeyerek yerine Kızıldereli bir kız göndermiş, Amerika&#8217;nın kirli yüzünü anlatan bilgilendirici bir konuşma yaptırarak  töreni boykot etmiştir. Brondo aynı zamanda Oscar&#8217;ı red eden ilk sanatçı olmakla beraber, bu davranışıyla hayranlarının gönüllerindeki tüm ödüllerin sahibi olmuştur.<br />
 </p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-1914 aligncenter" title="sicilyali" src="http://kitaplog.net/wp-content/uploads/2010/08/sicilyali.jpg" alt="" width="250" height="250" /></p>
<p>Yazar kitaplarında genel olarak İtalyan mafyasını konu edinmiş, uslubunda ki ustalık sayesinde okuyucuyu entrikalarla dolu, kendine özgün kuralları olan, jest için öldürüp, ölünen bu camiaya çekmeyi başarmıştır. &#8220;Sicilyalı&#8221;nın Mario Puzo&#8217;nun kariyerinde önemi büyüktür. Baba adlı romanına paralel yazdığı bu eserde ünlü İtalyan haydut Salvatore Giuliano&#8217;nun gerçek hayatından maceralarına dayanarak kurgulamıştır. Sicilya&#8217;lıların Robin Hood&#8217;u olarak bilinen Giuliano devrin şartlarına karşı duruşu ve isyankarlığı sebebiyle kanunlarla yıldızı barışmamış lakin halk tarafından çok sevilmiştir. Omerta (kutsal sessizlik) yasasının hakim olduğu Sicilya&#8217;da birisini ihbar etmek onursuzluk olarak görülüp,olayları halkın kendi kuralları dahilinde çözmesi bile bu gizemli dünya hakkında bize ipuçları vermektedir.<br />
 <br />
 </p>
<p>Kitabımıza geçecek olusak, Michael Corleone Baba&#8217;ya düzenlenen suikaste karışan bir polis müfettişini öldürdürmüş ve Sicilya&#8217;ya kaçmıştır. En sonunda sürgün hayatı bitip Amerika&#8217;ya dönüp ailenin başına geçmeyi hazırlanırken Don Corleone yani Baba tarafından bir görev verilir. Ünlü kanun kaçağı Salvator Guiliano&#8217;yu (yazar soyadı böyle kullanmayı uygun görmüş) tabi bulabilirse Amerika&#8217;ya kaçırmasını istemiştir. Guiliano ise son olarak Capo di capi&#8217;si (babaların babası) Don Croke ile savaşa hazırlanmaktadır. Bu vahşi ama inanılmaz savaşın galibi kim olacağı şöyle dursun, soluksuz bir maceranın içine dalacak, kimi zaman ihanetin kanlı bıçağını sırtınızda hissedecek, bazende sadakatin gücünü göreceksiniz. Savaşın şiddeti karşısında kanınız donacak aynı zaman içerisinde aşkın en saf haline şahit olacaksınız.</p>
<p>Büyüleyici bir güzelliğe sahip Akdeniz&#8217;in bu şirin adasından Amerika&#8217;ya uzanan bir macera. Değişik kültür ve yaşam tarzı. Benim Mario Puzo&#8217;ya hayranlığım şöyle dursun gerçekten klasik haline gelmiş bu destansı romanın okunması gereken kitaplardan olduğuna inanıyorum. Bilgilerinize sunulur:)</p>
<p>Keyifli okumalar,  görüşmek dileğiyle&#8230;</p>
<div style="float: right; margin-left: 10px;"><a href="http://twitter.com/share?url=http://kitaplog.net/2010/08/30/mario-puzo-sicilyali/&via=&text=Mario Puzo - Sicilyalı&related=:&lang=en&count=horizontal" class="twitter-share-button">Tweet</a><script type="text/javascript" src="http://platform.twitter.com/widgets.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kitaplog.net/2010/08/30/mario-puzo-sicilyali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

